Dayanışma üzerine
Kaldığımız yerden sürdürelim. Geçen hafta, Silivri’deki tutukluluk hallerinden söz etmiştik. Yine mi Silivri demeyin; dayanışma sabır ister, duygudaşlık ister.
Toplum ve toplumun aynası olan medya bakımından dayanışma konusunda olumlu not aldığımız pek söylenemez.
Silivri’de insan hakları ihlali sayılacak ölçüde uzun süre yargılanmadan tutuklu tutulanlar hakkında, geçen haftaki dışında (3 Mart, 7 ve 14 Nisan, 19 Mayıs, 2 Haziran’da) 5 yazı yazmışız.
Bu yazılarda kimilerinden 2-3 kez olmak üzere, meslektaşlarımız Mustafa Balbay, Tuncay özkan, Doğu Perinçek, Ergun Poyraz, Hikmet çiçek, Ufuk Akkaya, Deniz Yıldırım, Nusret Senem, Emcet Olcayto’nun ve Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın adını anmışız; anamadığımız öteki tutuklulara da dayanışma duygularımızı iletmişiz.
Silivri ziyaretimizi anlatan son yazımızın çıktığı gün, 2 Haziran’da Füsun İkikardeş’ten bir e-ileti geliyor:
”Bugün Milliyet’teki yazınızı okudum. Nihayet 2 yıl sonra da olsa Silivri gerçeğini gördünüz. Daha doğrusu Silivri sansürünü yıktınız. Şimdi sırada Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya sansürlerini kırmak var.”
Ve soruyor:
“...gazeteci Hikmet çiçek’le neden dayanışmıyorsunuz?”
Oysa, o tarihten önce Hikmet çiçek’le iki kez dayanışmışız.
Demek ki, Füsun kardeş bizi okumuyor. Doğaldır. Ama, sorup soruşturmadan, Uğur Mumcu’nun deyişiyle, bilgi sahibi olmadan fikir yürütmesi yanlış. Yine de ilgisine teşekkür ederiz. İçimizi burkan şu final cümlesi olmasa:
“Emin olun, bugün yazdıklarınız da, unuttuklarınız ve sansürledikleriniz de tarihe bir bir kaydediliyor ve kim ne yaparsa yapsın tarih, eninde sonunda gerçekleri ve kimin kimler için kalem oynattığını gelecek nesillere aktarmak üzere yazılıyor.”
Hoş görüyoruz. Biz Silivri’dekilerle dayanıştığımız için küfür iletilerine de alışığız.
Gazetecilik zor zanaat. Hele, halka rağmen halk için gazetecilik hepten zorlu mu zorlu.
Toplumsal dayanışma sabır, azim ve inanç isteyen diğergâm bir iş.
Tüm bunlara karşın yine de deriz ki; bu savrukluğa bakıp da sakın ola, kimseler yılgınlığa kapılmaya.
Bir şiir
Dizelerimiz Abdullah Şevki’den, (İnsancıl’ın temmuz sayısı):
“güneşi düşün/ güneşi ve bulutları/ geçen kuşları düşün/ uçan kuşları/ sonra/ hangi kaya kalmış/ hangi dağ/ hepsini birlikte düşün/ onca ıssızlığı düşün/ unutulmayı/ sonsuz yalnızlığı düşün/ sonra.”
Nail Güreli Onuncu ses
nail.gureli@milliyet.com.tr
102 defa okundu