Kimsenin oyuncağı olmak istemeyenleriz Biz
1.302.045 Kişiyiz
»       
Beni Hatırla
 






Haberlere Attığı Mesajlar
img
  2010-01-08 03:51:26 
img
Gerginlik Babaeskiye sıçradı ~4809
kafatasçılık hiç hoş görmüyorum....
-173144
img img
img
  2010-01-08 03:47:59 
img
TEKEL işçileri yılmıyor~4796
TEKEL işçileriyle Türkiye'nin değer yaratan işçileriyle, mücadelenin simgesiyle, vatanın gerçek bekçisiyle 8 ocak günü AKP binaları önünde eylem yapıyoruz. Bulunduğunuz ilin AKP binası önünde saat dört(16:00)'da siz de işçilerin bu mücadelesine destek olun. Gelecek hepimizin yağma yok karanlığa. -173143
img img
img
  2010-01-08 03:44:11 
img
KORSAN ÜRÜN KULLANAN DA KORSAN MAĞDURU~4808
Konu: MAVİ KURDELE ( OKUYUN , PAYLAŞIN VE HAYATA GEÇİRİN UYGULAYIN ) New York'ta yasayan bir öğretmen, Lise son sınıfındaki öğrencilerinin "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermiştir. California Del Mar'dan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı.İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi. Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele vermiş ve; Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlarda bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti. O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun"iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdele' yi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu? Şaşkına dönen patron; "Tabi ki" şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdele' yi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; "Bana bir iyilik yapar misiniz?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." Dedi... O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. "Bugün inanılmaz bir şey oldu"dedi. "Ofisteydim.Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "iş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyiiliştirdi... Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor. "Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı.Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... Ben "seni" onurlandırmak istiyorum. Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. "Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk simdi ağlamaya başlamıştı. Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı, ve: "Yarın intihar edecektim" baba, dedi... "Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... oğlunun hayatini kurtardın!... ************************** Hadi durmayın. Kalkın siz de birini onurlandırın. Hadi!-------------------- -173142
img img
img
  2010-01-08 00:01:12 
img
h_ERyereKON~4817
GÖZLER NEDEN YALAN SÖYLEMEZ?

Bir zamanlar göz ile dil adında iki sevdalı vardır.
Göz ile dil aşkı öyle bulunmaz bir aşktır ki;
Bir baksa öteki bakışı okuyor, biri konuşsa öteki ses ile görüyor.
Bir süre sonra "Yalan." Gelir bunlara rastlar.
Her ikisinden birinin "Yalanı." kabullenmesi gerekmektedir.
Fakat ikisi de; herhangi bir olumsuzluk oluşacağı zaman, bu olumsuzluk illaki birine siryet edecekse, biri diğeri için her türlü fedakârlığı yapacak kadar büyük bir tutku ile birbirine sevdaları vardır.
Dil göze der ki; "Yalanı." Sen söyleme kabullenme, "Yalanı." Ben söyleyeyim. Göz; dilin "Yalan." Söylemesine razı olmaz. Göz yalan söyler, fakat bu yalanı söylerken de; tam ortasından, bir damla yaş düşer. Düşen bu damla dilin üzerine damlar. Dil yaşın tadına vardığında, bu bir damla yaşın çok acı olduğunu farkeder ve; "Demek ki yalan göze çok acı veriyor, bu acıyı benim sevdalandığım gözün çekmesine razı olamam." Diyerek; yalanı kendi kabullenir.
Göz; yalan söylemez... Nedeni de; "Dilin." Göz'e olan aşkı nedeni ile "Yalan." Söylemeyi kendi üstüne almasıdır...
-173139
img img
img
  2010-01-07 23:34:18 
img
h_ERyereKON~4817
'Gülen Humeyni gibi'


15 Nisan 2008 21:33












'Türkiye'de dini yönetim getirilmek isteniyor'






ABD'li Ortadoğu ve İran uzmanı Rubin, 'Türkiye'de dini yönetim getirilmek isteniyor' uyarısında bulundu.

Neocon (yeni muhafazakâr) çizginin düşünce kuruluşlarından "American Enterprise Institute" araştırmacısı Michael Rubin, Fethullah Gülen'i, İran İslam Devrimi'nin lideri Ayetullah Humeyni'ye benzettti. Amerikan yönetimini uyaran Rubin, "AKP hükümetini desteklemeyin" çağrısında bulundu.

ABD'li İran ve Ortadoğu uzmanı Michael Rubin , "Türkiye'nin dönüm noktası" başlıklı makalesinde, hakkındaki "şeriat amaçlı çete" kurma suçlaması Yargıtay'ın gündeminde bulunan Fethullah Gülen 'i, İran'daki İslam devriminin başındaki Ayetullah Humeyni 'ye benzeterek Amerikan yönetimine, "Dini yönetim getirmek isteyen AKP hükümetini desteklemeyin" çağrısında bulundu. Beyaz Saray yönetiminin neocon (yeni muhafazakâr) çizgisinin düşünce kuruluşlarından "American Enterprise Institute" (AEI) araştırmacısı ve "Middle East Quarterly" dergisinin editörü olan Rubin'in makalesi, "National Review" dergisinin internet sitesinde yayımlandı.

Fethullah Gülen'in Teksas Üniversitesi'nde "barış kahramanı" olarak ödüllendirildiği, Londra'da İngiliz diplomatlar ve lordlar tarafından konferansta selamlandığı ve yıl sonunda Amerikan Georgetown Üniversitesi'nde Gülen cemaati üzerine bir konferans yapılacağı hatırlatılan makalede, cemaatin dünya çapında milyarlarca dolarlık şirketlere, okullara, yardım kuruluşlarına ve medya organlarına sahip olduğuna dikkat çekildi. Makalede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan' ın döneminde on binlerce Gülen taraftarının Türk devleti bürokrasisine girdiği ve özellikle polis teşkilatıyla İçişleri Bakanlığı kadrolarında yoğunlaştıkları belirtildi.

'AKP nüfuz kurdu'

Gazetemizde yer alan haberleri kaynak gösteren Rubin, Gülen'in 1973 yılında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından "din devleti kurma girişimiyle" suçlandığını, 1986 yılında Türk ordusu içinde cemaatin bir hücresinin tespit edildiğini, 1998 ve 1999 yıllarında Gülen'in taraftarlarına seslenirken sarf ettiği, "devletin kontrolünü sessizce ele geçirmeyi" öğütleyen sözlerinin televizyon ve gazetelerde yer aldığını dile getirdi.

ABD'li uzman, Gülen hakkında "laiklik karşıtlığı" nedeniyle 1998 yılında açılan davanın, 2002 yılında iktidara gelen AKP'nin medya ve yargı üzerinde nüfuz kurmasının ardından 5 Mayıs 2006'da bozulduğunu, ancak mahkeme sürecinin hâlâ tamamlanmadığını ifade etti.

Gülen'in yargı sürecinden kurtulması halinde Türkiye'ye dönebileceğini yazan Rubin, "Eğer bunu yaparsa, 2008 İstanbul'u, 1979 Tahran'ı gibi görünebilir" dedi. Rubin, makalesinin bu kısmında, halen Gülen ile Humeyni'nin benzer yanlarını vurgularken Humeyni'nin sürgünde olduğu Paris'te, Avusturya televizyonu muhabirine, "İslami Cumhuriyetin lideri olmak istemiyorum, hükümet gücünün elimde olmasını istemiyorum" diyerek dünyayı kandırdığını anımsattı. Sözlerini, "Şimdi Ankara'da olduğu gibi, o zaman da Tahran'daki elçilik yetkilileri, siyasi seçkinlerle 'garden partileri' tercih ediyor ve toplumun çok dar bir kesimiyle temas kuruyorlardı" diye sürdüren Rubin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA'in, Humeyni'nin niyeti hakkında "kör" olduğunu vurguladı.

'Laik düzen sallantıda'

Rubin, Gülen sessiz kalsa da, Türkiye'ye dönüşünün taraftarlarınca, 1924 yılında kaldırılan "halifeliğin" yeniden tesisi gibi gösterileceği tahmininde bulunarak Türkiye'deki anayasal laik düzenin hiç bu kadar sallantıda olmadığı yorumunu yaptı. AKP'nin medyayı kontrolü altına aldığına ve gazeteciler üzerindeki baskıların arttığına işaret edilen makalede, şu ifadelere yer verildi: "Erdoğanve Gülen'in, Türk köşeyazarları ve yorumcuları arasındaki destekçileri İslamcılığı demokrasiyle, laikliği faşizmle özdeşleştiriyor; çok sayıdaki Batılı diplomatın, 'ılımlı İslam' kabulüyle kucaklanmasına hoşgörü göstermeye hevesli olduğu bir çizgi bu. Erdoğan'ın kendisi Hitler 'in yolunu açanın laiklik olduğunu, İslamcılığın asla böyle bir sonuç üretmeyeceğini söyledi."


'Rice, AKP'ye destek açıklaması yapacak'


AKP'ye Anayasanın laiklik ilkesini çiğnediği gerekçesiyle kapatma davası açılmasının ardından, 21 Mart günü gazetemizin başyazarı İlhan Selçuk 'un da aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Rubin, Hürriyet gazetesi köşeyazarı Ahmet Hakan 'ın da Fethullah Gülen'in amcasının oğlu Kemalettin Gülen tarafından telefonla tehdit edildiğine dikkat çekti.


ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın bu hafta içinde, kapatma davasına karşı AKP'ye destek vereceği "duyumunu" aktaran Amerikalı uzman, böylesi bir çıkışın Türk kamuoyunun tepkisini çekeceği uyarısında bulundu. Rubin, mahkeme sürecinin devamına destek yönünde sözler sarf etmesi durumunda ise Condoleezza Rice 'ın bu defa AKP tarafından suçlanabileceğinin altını çizdi.

Bush yönetimini 7 yıldır Irak, Filistin ve Lübnan'da izlediği yanlış politikalar nedeniyle "demokratikleşme" idealini "kirli bir kelimeye" çevirmekle suçlayan Rubin, ABD'nin daha fazla demokrasiyi altüst etmek için dini kullanan ve hukuk düzeni yerine kargaşa arayışında olan partileri desteklememesini istedi. ABD Dışişleri Bakanı'na seslenen Rubin, makalesini, "Türkiye uçuruma yaklaşıyor. Lütfen Bakan Rice, kenardan aşağı itmeyin" diye bitirdi.

Cumhuriyet



-173136
img img
img
  2010-01-07 22:57:33 
img
PAMUĞU DA BİTİRDİLER~4801
- İlk defa bir Başbakan " Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz" dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı
3- İlk defa cari açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin" dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan kilise bankası Türkiye'de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç yüksek faizli iç borç ile ödendi
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin
eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan " Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16- İlk defa bir Başbakan " bir dönem dini kullandık" dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara 50 yıllık imtiyaz verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanındı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere ret edilmesine rağmen Dış İşleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerininevlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800 milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere " Gözünü toprak doyursun" dedi.
29- İlk defa kap kaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan " Borç yiğidin kamçısıdır" diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin " dedi.
36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti.Hem de 10 Kasım günü...
39- "İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE "ANANIDA AL GİT" DEDİ...
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİD ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR"DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 M LİK GEMİYE GEMİCİK DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ..... GAZETELERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN OLMAKTAN KORKTU...
46- İLK DEFA ATAMI ANLIYORUM."


Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizde ki her şeyi özelleştirmiş olacak...
İş bu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?
- Türk Telekom, Arap'ın.
- Telsim İngiliz'in.
- Kuşadası Limanı İsrailli'nin.
- İzmir Limanı Hong Konglu'nun...
- Araç muayene işi Alman'ın.
- Başak Sigorta Fransız'ın.
- Adabank Kuveytli'nin.
- İETT Garajı Dubaili'nin.
- Avea Lübnanlı'nın.
- Petkim? Ermeni'nin. (Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bi çıkardık Ermeni...)
- Rakı, Amerikalı'nın.
- Finansbank Yunanlı'nın...
- Oyakbank Hollandalı'nın.
- Denizbank Belçikalı'nın.
- Türkiye Finans Kuveytli'nin.
- TEB Fransız'ın.
- Cbank İsrailli'nin.
- MNG Bank Lübnanlı'nın.
- Alternatif Bank Yunanlı'nın.
- Dışbank Hollandalı'nın.
- Şekerbank Kazak'ın.
- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
- Beymen'in yarısı Amerikalı'nın.
- Enerjisa'nın yarısı Avusturyalı'nın.
- Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın.
- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
- İzocam, Fransız'ın.
- TGRT(Fox) Amerikalı'nın.
- Demirdöküm Alman'ın.
- Döktaş Fransız'ın.
- Süper FM Kanadalı'nın.

Hepsi TÜRK' tü bir zamanlar... sadece 5.5 yıl önce. (yani AKP hükümetinden önce)
Önemli! Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle çalıstıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Turkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip."




**************************************************************************************
-173128
img img
img
  2010-01-07 22:49:16 
img
TEKEL işçileri yılmıyor~4796
TÜRKİYEDE İŞÇİ SINIFI VE TEKEL İŞÇİLERİ

Tekel işçileri direniyor. Bu güne kadar direnmiş bütün işçiler kadar haklı ve onurlu bir direniştir bu şüphesiz. Onları desteklediğim kadar şiddetle destekliyorum tekel işçilerinide. Ancak bazı sentezler yapmak durumundayız.

Türkiye sanayileşmesi olmayan bir ülkedir. Dolayısı ile işçi sınıfıda yoktur. İşçi sınıfı olmayan bir ülkede işçi eylemleride olamaz. "Peki bu çalışanlar işçi değil mi ve bu eylemler ne?" diye soranlara şunu söylüyorum:. Bunlar bir gurup çalışanın kendi çalışma sahalarıyla ilgili endişelerinden doğan küçük protestolardan ibarettir. İşçi sınıfının olduğu bir ülkede İşçi eylemi; işçi sınıfının sorunlarına köklü çözümler üretilmesi talebiyle tüm iş kollarıyla beraber ulusal olarak yapılabilir. Bu eylemler, bütün iş guruplarından örgütlerin; sistemi ve sermayesiyle bütün yönetimi tamamen çaresiz bırakacak kabiliyet, katılım ve aktiviteleride içerir. bizde böyle bir ihtimal varmı..?

Üniversite gibi üniversiteleri olmayan, laboratuvarları olmayan, kendi kaynaklarını kendi imkanlarıyla işleyemeyen ülkelerde sanayileşme olamaz… Olsada başkasının sanayisi olur. Bizede ameleliği kalır… Ülkemizde sanayi bölgelerinin olması, bir sanayileşme varmış gibi gösterebilir. Ama bu aslında imalat düzeyine ilerlemiş esnaflıktan başka bir şey değildir. Bizim işadamı dediklerimiz aslında sisteminde yardımıyla kendini aşmış esnaflardır. Bunlar uluslar arası sermayenin yatırımlarından fason işler kapmak, yada onların dev fabrikalarında taşeronluk yapmakla işadamı olunduğunu zannediyorlar. Bunların büyüye bilmesinin tek yolu yabancı ortak alabilmelerine bağlıdır. Bu ortaklıkta yabancıların ülkemizdeki bazı menfaatlerine ulaşmalarını sağlamaları içindir. Yabancıların ülkemizdeki menfaatlerine ulaşmasına aracılık etmek ise biraz ihanet içerir. işadamlarımız kendilerinin esnaf olduklarını anlamadığı gibi, çalışanlarımızda kendinin amele olduğunu anlamıyorlar. Bu nedenle işçi statüsünde gördüklerimiz sadece birer ameledirler. İş güçlerini satarak yaşamlarını devam ettirdikleri halde; işçi haklarından mahrum oldukları için… Amele pazarından alınmış günlükçülerin sahip oldukları haklar ile yıllarca aynı firmada çalışmak zorunda oldukları için ameledirler... Ama işin dramatik tarafı; bunlar sadece bedenen değil beynende ameledirler..! Ait oldukları sınıfa uygun düşünemeyen, kendine yapılan kötü muamelelerin, uğradığı haksızlıkların sorumluluğunu hep kendi dışındaki insanlarda arayan, ait olduğu sınıfın dünya tarihi ölçeğindeki silahlarıyla silahlanmayan (ki bunlar; örgütlenme, her türlü iş koluyla her adımda birlik sağlama ve samimi ve dibine kadar dayanışma içine girmedir) insanlar oldukları için beynende ameledirler. Sendikalara üye olmadıkları, üye olanların da; sendikacılık nedir diye öğrenme çabasına girmeden ve sahip oldukları sendikaların kimin borusunu çaldığını fark etmedikleri için beynende ameledirler… Bu ameleler ne zamanki ülkemizde sanayileşmenin başlaması için örgütlenmeye başlarlar, ne zamanki gerçek bir sanayileşme ile kendi amelelik talihlerininde işçi sınıfına evrilebileceğini düşünebilirler ancak o zaman doğru bir zeminde, doğru bir perspektifle örgütleniyorlar diyebiliriz.

Kapitalist ülkeler, (ülkemizde içinde olmak üzere) halka karşı işbirliği yaparak örgütlüdürler. Bu nedenle Sistem gerçek sanayileşmeyi; işçi sınıfını yaratarak kalkınmayı ve sosyalleşmeyi getireceği, bununda aydınlanmayı getireceği, bununda daha disiplinli ve ahlaki temeller üzerine oturan bir toplum yapısı yaratacağı endişesiyle -uluslar arası sermayeninde teşvikiyle- engellemektedir. Ve bununla aslında en büyük fenalığı, kendine, ülkesine ve geleceğine yapmaktadır. Bu gün işverenler derebeyliğin çağcıl versiyonlarını oluşturmaktadırlar. Yani istihdam ettikleri kişilerin devleti konumundadırlar. Nergis holding kapatıldığında asla bir eylemde görme ihtimalimizin olmayacağı çalışanlar eylem yaptılar. Bu eylemlerindede yalnızdılar. (Kendileride yıllardır diğer işçileri yalnız bırakmışlardı) bu eylemleride patronlarının (Cavit Çağlar) teşvikiyle yaptılar… üstelik patron gitmek üzereydi kendilerini yıllarca sömürdükten sonra… Anadolu yiğidi kimin ekmeğini yiyorsa onun kılıcını çeker… ayda bir geçimlik nafakalarını veren patronları onlar üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hakkını görüyorya kendinde -işçide farklı düşünmüyor hani- işte gerektiğinde en etkili sendikadan bile daha eylemci yapabiliyor patron bu işçileri…

Özelleştirme denilen derin ihanet, acı meyvelerini ilerde daha bol verecek. Çünkü her özelleştirme ile devlet; yurttaşının kontrolünü sağlayacağı mekanizmalardan birini daha kaybediyor. Sonunda elinde kontrol mekanizması olarak kala kala bir asker ve polis kalacak. Yani; devletin 'idare etmek' görevi kalkacak, yerine dikta devletlerin kullandığı, 'bastırmak', yani; halkın devletten taleplerine karşı faşist baskı gelecek. Pratikte İşveren devlet olacak, devlette işverenin sekreteryası… sonuç 'emek' açısından kölelik…

Tekel işçileri direniyor… "kefenleri giydik geldik" diyor ve direniyor… 'işçi' olsaydılar özelleştirmelerin tümden durdurulması için, ulusal menfaatleride slogan yaparak direnirdiler, amele oldukları için 'tekel satılmasın yoksa biz mağdur oluruz' diye direniyorlar…

Tekel işçileri direniyor kara talihlerine karşı…Türk- İş, işçiler üzerinden hükümete karşı direniyor… Perde arkasında tütün patronları Türk-iş üzerinden direniyor işçi haklarına ve sigara içmeme kampanyasına ve sigara yasaklarına karşı… Üç unsur var direnen. Bunların içinde sadece tekel işçileri haklıdır. Ama diğerleri olmazsa direnemez. Buradaki arabeski görebiliyormusunuz..? Nerede geri kalan işçiler.?! Nerede tekel işçilerinin Türk-İş'ide aşan iradesi?..

Tekel işçilerinin eylemlerini destekliyorum, ama hedeflerinin küçüklüğüne üzülüyorum. Tekel satılsa ne olur satılmasa ne olur.?! Ülkemiz satılmakta karış karış… neden sanayileşmeyi başlatarak, kendi ekonomimizi yaratabileceğimiz bir düzen için direnmiyoruz..? bizi durduran ne..? patronlar mı?... neye ve nereye kadar direneceğimize sermayemi karar verecek sonsuza kadar?.. içimden haykırmak geliyor; "bütün ülkelerin işçileri birleşiniz..! anlamıyormusunuz sizin sizden başka dostunuz olmadığını.?!"



-173125
img img
img
  2010-01-07 21:28:08 
img
İtfaiyecilerin direnişine destek~4765
ÜLKEDE KOOS HERTARAFTA DALGA GALGA YAYILIYOR DEVET DEMİR YOLARINDA TEKEL İŞÇİLERİ VE NAKLİYAT İŞ ------------------------------------------------------------------------
Nakliyat-İş Başkanı: Yıldıramayacaklar
07.01.2010 - 19:50 Yazdır Arkadaşına gönder Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Türkiye 'de hiçbir sendikanın başına gelmeyenin Nakliyat-İş'in başına geldiğini belirterek, yılmadan mücadelelerine devam edeceklerini belirtti.

Zeytinburnu'ndaki Nakliyeciler Sitesi'nde sendika üyelerine açıklama yapan Küçüosmanoğlu, Sendikalarına baskı yapıldığını ancak, yılmadan mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Küçükosmanoğlu, 7 Aralık 2009'da sabah saatlerinde evlerinin aranarak gözaltına alınmalarının keyfi bir uygulama olduğunu belirterek, ''Gözaltına alındık, üç günlük sorgulamanın ardından keyfi bir şekilde 10 Aralık 2009 tarihinde tutuklandık. 31 gün cezaevinde kaldık. Türkiye'de hiçbir sendikanın başına gelmeyen bizim sendikamızın başına geldi. Baskılarla bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Türkiye'de son 30 yılda hiçbir işçi sendikası bu kadar baskı altında kalmamıştır. Telefonlarımız dinleniyor, her türlü haklarımız gasp ediliyor. Bizim yaptıklarımız nedir? İşçilerin haklarını aramak'' dedi.

"Her şey sermayenin istediği gibi olamaz" diyen Küçükosmanoğlu, baskılarla mücadelenin bastırılamayacağını belirterek, "Sermaye, işçinin kıdem tazminatını cebine indirecek, fazla mesaiyi vermeyecek karşısında da ses çıkartmayacak işçi istiyor. Buna ne işçi sınıfı nede Nakliyat-İş izin vermez. Sendikamıza yapılan operasyonla, sendikamıza sindirme, korkutma, gözdağı verilmek istenmiştir. Ama biz bu operasyon ile daha güçlü çıktık bunu herkes böyle bilsin" dedi. Tutuklulukları boyunca desteklerini sürdüren işçilere teşekkür eden Küçükosmanoğlu son olarak, "İşte sendika üye böyle olur" dedi.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu'nun ardından, sendika avukatlarından Ali Serdar Çıngı söz alarak Türkiye'de sarı sendikacılık ve sınıf sendikacılığı olmak üzere iki çeşit sendikacılık olduğunu belirterek, Nakliyat- İş'in sınıf sendikacılığı yaptığını vurgulayarak, "Böyle bir sendikanın yöneticilerinin avukatlığını yapıyor olmaktan sendikamızın diğer avukatları ile birlikte onur duyuyoruz" dedi.

Bilindiği gibi, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve bazı sendika yöneticileri, 'ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları ve iş hürriyetini engelledikleri' iddiasıyla tutuklanmış, yapılan itiraz üzerine sendika yöneticileri dün akşam saatlerinde tahliye edilmişti. Nakliyat-İŞ Genel Başkanı ve DİSK Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu dışında, Genel Sekreter Aziz Cengiz, Örgütlenme Daire Başkanı Abuzer Aslan, Eğitim Daire Başkanı Abdullah Menek, İstanbul Şube Başkanı Nurettin Gümüş, Şube Sekreteri Hacı Altaş, Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal ve sendika üyesi işçiler Erkan Erçel, Cihangir Ceylan, Doğan Ulutaş'da tahliye edildi.

(soL - Haber Merkezi)
İlgili haberler:
Nakliyat-İş yöneticilerine coşkulu karşılama
Nakliyat-İş yöneticileri serbest
-173119
img img
img
  2010-01-07 21:26:15 
img
8 ilde operasyon: 20 gözaltı ~4746
Norveç'te polis dayağı
07.01.2010 - 19:43 Yazdır Arkadaşına gönder Oslo'da polis, geciken ambulans yüzünden telefonda hakaret ettiği iddiası ile Türk gencine sert müdahalede bulundu.

Norveç'in başkenti Oslo'da kalp krizi geçiren annesi için çağırdığı ambulans geç kalınca sinirlenen Türk genci telefonda hakaret ettiği iddia edilerek polisin sert müdahalesine maruz kaldı. Kutluay Tulum adlı genç evinin kapısının önünde ambulanstan önce gelen polis tarafından tartaklanırken, o esnada kalp krizi geçiren anne içeride son nefesini verdi.

Ambulansı bir kaç defa aramalarına rağmen gelmemesine sinirlenen Türk genci, telefonda hakaret etmediklerini belirtti. Eve girmenin tehlikeli olacağını düşünen sağlık ekipleri polise haber verirken, doktordan önce karşılarında polis gören aile, duruma anlam veremedi. Sağlık ekiplerinin içeride kalp krizi geçiren anneye müdahale etmek için, polisin müdahale etmesini beklemesi de dikkat çekti.

Geçtiğimiz Pazar günü Oslo'da annesinin kalp krizi geçirmesi üzerine ambulans çağıran Türk ailenin başına gelen istenmeyen olay ülke genelinde büyük tepkiye neden oldu. Olayın ardından Türkiye`nin Oslo Büyükelçiliği de olayla ilgili harekete geçti ve soruşturma başlatılması için konuyu Norveç makamlarına iletti.

(soL - Dış Haberler)
-173118
img img
img
  2010-01-07 21:22:55 
img
TEKEL işçileri yılmıyor~4796

Samsun'da "Esnek Çalışma, Yoksulluk ve Taşeronlaşma" paneli
TEKEL Dayanışma Grubu'ndan işçilere ziyaret
Sincan Belediyesi'nde işten çıkarmalar
TOKİ inşaatında iş bırakma
Bahçeşehir Üniversitesi'nde Bağış'a protesto
Hollanda'da açılan arşivler ülkeyi karıştırdı
Ekonomik toparlanmada dünyalar savaşı
Nakliyat-İş Başkanı: Yıldıramayacaklar
Vali'den Romanlar hakkında skandal yorum
Sincan'da "Tiyatromuzu kapatmayın" eylemi
İşçileri asıl düşünen Taraf'mış
Kocaeli'nde evrim teorisi tartışıldı
Alevi derneğine yapılan saldırı kınandı
İsrailli savaş karşıtları sokakta
Norveç'te polis dayağı
Kullanıcı adı veya e-posta: *

Şifre: *


Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Öğrenciler harçlıklarını TEKEL işçilerine bağışladı
07.01.2010 - 19:00 Yazdır Arkadaşına gönder Ankara'da bir grup ilköğretim öğrencisi Türk-İş Genel Merkezi'nin önüne gelerek harçlıklarını TEKEL işçilerine bağışladı.

Günlerdir direnişini sürdüren TEKEL işçilerinin en küçük destekçileri, harçlıklarından biriktirdikleri parayı sendika yöneticilerine vermek üzere Türk-İş Genel Merkezi'nin önüne geldiler. Sendika yöneticileri de çocukları, Türk-İş binasında bulunan banka şubesine yönlendirerek, parayı açılan hesaba yatırmalarını sağladılar.

Öte yandan, Genel Maden-İş Sendikası'nın Genel Başkanı Ramis Muslu'da TEKEL işçilerini ziyaret ederek, onların işçilerin gururu olduğunu belirtti. Maden işçilerinin TEKEL işçilerinin haklı mücadelelerinin yanında olduğunu belirten Muslu, ''90'lı yıllarda maden işçilerinin yaptığı gibi bugün TEKEL işçileri işçi sınıfının önünü açmak için önderlik yapıyor'' dedi.

TEKSİF Genel Başkanı Nazmi Irgat ve BASİSEN İç Anadolu ve Ankara Şube Başkanı Yaşar Seyman'da TEKEL işçilerinin mücadelesini desteklediklerini belirten açıklamalar yaptılar.

(soL - Haber Merkezi)
Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun -173117
img img
img
  2010-01-07 21:16:47 
img
Al zammını başına çal~4762
Vali'den Romanlar hakkında skandal yorum
07.01.2010 - 17:17 Yazdır Arkadaşına gönder Manisa Valisi Celalettin Güvenç, Selendi'de lince uğradıktan sonra sürgün edilen Roman vatandaşlar için "Göçebe hayatı modern insana yakışmaz" yorumunda bulundu.

Manisa'nın Selendi ilçesinde yılbaşı gecesi bir kahvehanede başlayan tartışma Roman vatandaşlara karşı linç kampanyasına dönmüş, Roman vatandaşların evleri taşlanmış, arabaları ve dükkanları yakılmıştı. Daha sonra 15'i çocuk, 20'si kadın toplam 74 Roman vatandaş Gördes İlçesi'nde yakınlarının yanına yerleştirilmişlerdi.

Manisa Valisi Celalettin Güvenç, "Romanların göçebe hayatı yaşamasının 21. yüzyılın dünyasında insana yakışmayacağını" söyledi. Evleri taşlanan, arabaları ve dükkanları yakılan ve Selendi'den sürülerek Gördes'e yerleştirilen vatandaşların nasıl "göçebe" oldukları anlaşılamadı. Romanların yaşam tarzlarını değiştirerek yerleşik düzene geçmeleri gerektiğini belirten Vali Güvenç, bu şekilde Romanların ekonomik ve sosyal yönden daha rahat bir yaşama kavuşabileceklerini savundu.

Vali Güvenç, Roman vatandaşların kendilerinin ayrılmak istediklerini ve yazılı beyanda bulunduklarını, sürgünün söz konusu olmadığını da iddia etti. Oysa Roman vatandaşlar kendilerine zorla "kendi istedikleri için ilçeden ayrıldıklarına dair" bir belge imzalatılmak istendiğini açıklamışlardı.

(soL - Haber Merkezi)
-173114
img img
img
  2010-01-07 21:15:26 
img
KORSAN ÜRÜN KULLANAN DA KORSAN MAĞDURU~4808
AKP hükümetinin ciddiye alıp önemsediği tek şey var: Para, kâr, rant…

Bir de yabancı sermayenin çıkarları…

Gerisi laf-ı güzaf!
-173113
img img
img
  2010-01-07 21:14:24 
img
PAMUĞU DA BİTİRDİLER~4801
Manisa'nın yerel gazetelerinde okuyamayacağınız bir yazı… - Ahmet Çınar
07.01.2010 - 07:30 Yazdır Arkadaşına gönder KENTİN SESİ - MANİSA Yazıları

Aşağıdaki yazı Çal Dağı'na dairdir.

Çal Dağı'nın nasıl çalındığına dairdir.

Çal Dağı'nda olup bitenler, dünyanın taşını toprağını sömüren çok uluslu şirketlerin, tekellerin, kartellerin, tröstlerin; bu işleri nasıl yürüttüğüne dair önemli ipuçları verdiği için önemlidir.

Çal Dağı belki küçük bir dağdır. Ama semboldür. Önemsenmelidir.

Çal Dağı, Gediz Ovası'nın geleceğidir.

Çal Dağı, havadır, sudur, yaşamdır.

Ekmektir Çal Dağı, emektir.

Alıp dönüp Çal Dağı'nı yazmamız, işte bundandır.

***

Çal Dağı'nı İngiliz sermayeli Sardes Nikel Madencilik AŞ'ye tahsis eden, AKP hükümetidir.

3 Nisan 2009'da AKP'li Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun imzasıyla Çal Dağı'ndaki 3 milyon 297 bin 832 metrekare orman arazisi, İngiliz sermayeli Sardes Nikel Madencilik'e 2026 yılına kadar tahsis edilmiştir. Maden işletmeye açıldıktan sonra işgal edeceği toplam alan 1831 hektardır.

Söz konusu maden firması, Çal Dağı'nda "sülfirik asitli yığın liçi" yöntemiyle nikel madeni çıkaracak.

***

Bunları işkembeden sallamıyorum.

TEMA Vakfı Bilim Kurulu adına Metalurji Yüksek Mühendisi Prof. İsmail Duman'ın yazdığı "Çal Dağı Nikel İşletmesinin Orman Varlığına ve Dolayısıyla Ekosisteme Olumsuz Etkileri" başlıklı rapordan aktarıyorum.

Ah keşke mümkün yer olsa da, 15 sayfalık raporun tamamını yayımlayabilsek.

***

Prof. Duman, raporun sonuç bölümünde şöyle diyor:

"ÇED Raporu'nda belirtildiği kadarıyla şirket 15 yılda toplam 144 milyon dolar vergi, 19.3 milyon dolar devlet hakkı, 4.5 milyon dolar orman vergileri olmak üzere 168 milyon dolarlık yarar sağlayıp 4.68 milyon dolarlık zarar verecektir. Böylece toplam yararı 163 milyon dolar olacaktır.

Turgutlu'nun 15 yıllık tarım üretimi 5.1 milyar dolar tutmaktadır. Sadece bir defa kazanılacak olan 163 milyon dolar için, 5.1 milyar doları ve gelecekteki 5.1 milyar dolarları riske atacak mıyız? Esas buna karar vermemiz gerekiyor.

Yığın liçi yöntemiyle nikel üretimi DÜNYADA İLK KEZ Türkiye'de yapılacaktır. Dünyanın başka bir yerinde bugüne kadar neden yapılmadı acaba?

Bundan böyle başka devletleri ikna etmek için Türkiye'nin örnek gösterileceğinden kimsenin kuşkusu olmasın!"

Çal Dağı'nda açık liç yığınları için yaklaşık bin dönüm arazi gerekiyor. Burada binlerce ağaç ve fidan kesilecek. Haberiniz var mı?

***

1995'ten beri Manisa milletvekili olan, halen başbakan yardımcılığı koltuğunda oturan, yerel gazetelerde hakkında övgüler düzülen, Manisa'nın medar-ı iftiharı ilan edilen Bülent Arınç, bugüne kadar Çal Dağı'na dair ağzını açıp da tek kelime edememiştir.

Edemez de!

Bülent Arınç, Çal Dağı'ndaki bu kumpasa ilişkin tek kelime etmeyince, onun uydusu olan, onun yörüngesinden çıkamayan yerel gazeteler de, bu konuda tek kelime ya-za-maz-lar!

Sayın Arınç, İngiliz sermayeli Sardes Nikel Madencilik AŞ'ye niçin tek kelime laf edememektedir?

Yoksa kendisi Manisa milletvekili değil de, Londra milletvekili midir? Winchester milletvekili midir? Oxford milletvekili midir? Greenwich milletvekili midir?

Avrupa Birliği sevdalısı bir insan olarak, kendisini Londra milletvekili sanıyor olabilir.

Ama kendisinin aslında Manisa milletvekili olduğunu hemşerileri kendisine ilk seçimde hatırlatmalıdır.

***

İşin başka bir boyutu…

Çal Dağı'nın savunucusu yurtsever avukat Hasan Namak, Çevre ve Orman İl Müdürlüğü'nden bazı belgeler ve bilgiler istiyor, ne yazık ki alamıyor.

Kozmik odada saklanan gizli belgeler, devlet sırları filan değil hukukçu Hasan Namak'ın istediği. Herkesin bilgisine açık olması gereken ÇED raporları.

Yok… Vermiyorlar… "Burada inceleyebilirsin" diyorlar.

Bu da işin ilginç yönü!

***

Bu işin bir de kültürel, tarihsel yönü var.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden Prof. Hasan Malay, çok önemli bir rapor hazırladı. Çal Dağı'ndaki arkeolojik yerleşimleri tek tek anlattı.

Raporun sonuç bölümünde şunları yazdı:

"Çal Dağı'nın güney kısmının, özellikle nikel madeni işletmesine ait fabrika alanının kuzeydoğusunda yer alan arazinin, zengin antik kalıntılar içerdiği ve bu nedenle bu alanda detaylı bir arkeolojik inceleme yapılmasının zorunlu olduğu düşünülmektedir. Bu alandaki çeşitli yol inşa çalışmalarının antik kalıntılara zarar verdiği açıktır. Bu nedenle, bu alandaki maden çalışmaları derhal durdurulmalı ve Çal Dağı'ndaki önemli arkeolojik kalıntıların koruma altına alınması sağlanmalıdır."

Çal Dağı'nda MÖ 7-4. yüzyıldan ve MS 6. yüzyıla kadar önemli buluntular saptandığını belirtiyor Prof. Hasan Malay.

Diyor ki:

"Çampınar-Musacalı köyleri arasında, Sardes maden fabrikasının kuzeydoğusunda ve Musacalı'nın ise kuzeybatısına düşen arazide son zamanlarda iş makineleri ile bir yol açıldığı saptanmıştır. Yol kenarında ve toprak kesitlerinde yapılan incelemelerde, bu yol çalışmaları sırasında Erken Bizans dönemine ait bir mezarlık alanının tahrip edildiği anlaşılmıştır. Etrafa dağılan parçalardan, bu alanda pişmiş toprak kiremitlerden yapılan basit mezarların yanı sıra düzgün yerel taşlarla inşa edilmiş oda mezarların da varlığı saptanmıştır Burada saptadığımız ve üzerinde kazınarak yazılmış Grekçe yazıt bulunan ve Manisa Müzesi'ne teslim edilen bir seramik parçası, bu alanın erken Hristiyanlık dönemine tarihlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır."

***

Çal Dağı'nı İngiliz sermayeli maden firmasına veren AKP, sizce bunlara kulak asar mı?

Bilimsel raporları, bilim insanlarının söylediklerini ciddiye alır mı sizce AKP hükümeti?

***

AKP hükümetinin ciddiye alıp önemsediği tek şey var: Para, kâr, rant…

Bir de yabancı sermayenin çıkarları…

Gerisi laf-ı güzaf!
-173112
img img
img
  2010-01-07 21:12:07 
img
Bakan Bağış\'a protesto şoku ~4812
Üniversitenin tabelası var...
07.01.2010 - 07:30 Yazdır Arkadaşına gönder Erdoğan AKP iktidarı süresince 63 üniversite açmakla övündü. Ancak bu üniversitelerin sayıları dışında, akademik kadroları, eğitim kaliteleri, kampus yaşamları ve ders içerikleri, yani her şey bir soru işareti.

Başbakan Erdoğan dün Milli Eğitim Bakanlığı'nın ''Beş Yılda Beş Bin Öğrenci Projesi'' kapsamında lisans üstü eğitim için yurtdışına gönderilecek öğrencileri bilgilendirme toplantısına katılarak burada bir konuşma yaptı. Erdoğan konuşmasında Türkiye'de 94'ü devlet, 45'i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunduğunu ve bunların 63'ünün kendi dönemlerinde açıldığını hatırlatarak, "üniversitesi olmayan ilin kalmaması" ile övündü.

AKP iktidarı tarafından aynı anda çok sayıda üniversitenin açılmasına dair eleştirenlere de cevap veren Erdoğan, "Dikkat ediniz, 7 yılda 63 yeni üniversiteyi Türkiye'ye kazandırırken, buna itiraz edenler oldu. İşte bu, içe kapanmanın, maalesef, neticeleriydi. 'Binayı, personeli, öğretim görevlisini nereden bulacaksınız' dediler. Biz, her zaman şunu söyledik; 'kaynak Türkiye'dir' dedik. İşte öğretim üyelerimiz burada ama yatırım yaparsan öğretim üyesi olur. Yatırım yapmazsan, öğretim üyesi olmadığı gibi elindekileri de kaybedersin. Çünkü ölüm hak. Bir gün gelecek hocalarımız da tek tek nasıl ölüyorsa, onlar da ölecekler ama yerine yetiştirdiklerimiz var mıydı? Yoktu. İşte biz bu eksiği gideriyoruz" dedi. AKP'nin 2006 ve 2008 yılları arasında pek çok ilde aynı zamanda açtığı üniversiteler yetersiz bir akademik içeriğe sahip olmakla ve "tabela üniversitesi" olmakla eleştirilmişti.

AKP tarafından açılan üniversiteler
AKP hükümeti, üniversiteler söz konusu olduğunda yukarıda ifade edilenler de dahil birçok yönden eleştiriliyor. AKP yanlılarının üniversitelerde kadrolaşması, Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektörlerin AKP'ye ve onun politikalarına yakın isimlerden seçilmesi, üniversite eğitimlerinin piyasaya endeksli hale getirilmesi ve içeriklerinin gericileştirilmesi bunlardan bazıları.

AKP döneminde açılan üniversitelerin mevcut yapıları ve bu üniversitelere yapılan kadro atamaları bu iddiaları destekler nitelikte. Yeni inşa edilen üniversitelerin en dikkat çekici özellikleri ise mimarileri. Kampus mantığından uzak, çıplak binalar şeklinde inşa edilen yeni üniversiteler, bu konuda gösterilen özeni ilk bakışta ortaya koyar nitelikte. Bir ilde yeni inşa edilen bir üniversitenin, tek tek binalar şeklinde bazen 5, bazen 6 kampuse bölünmelerinin nedenini de "akademik" olarak anlamak mümkün gözükmüyor.

"Zengin" akademik kadro
Kadro yapıları da AKP döneminde açılan üniversiteler hakkında fikir veriyor. 2007 yılında kurulan Muş Alparslan Üniversitesi'nin Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü'nü, doktorasını Sakarya Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Makine Eğitimi Anabilim Dalı'nda yapmış olan Yrd. Doç. Dr. Aslan Çoban yürütüyor. Eğitim Fakültesi'nde mevcut 15 öğretim üyesinden 5'i Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü'nde bulunuyor. 2006 yılında kurulan Rize Üniversitesi'nin yönetim kurulu üyelerinden ikisi İlahiyat Fakültesi'nden. İlahiyat Fakültesi üniversitede yer alan 5 fakülteden biri.

İddialı bölümler "çok iddialı"
Yeni kurulan üniversitelerde eğitimin "kalitesini" gösteren çarpıcı bir örnek de 2008 yılında kurulan Yalova Üniversitesi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanan Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Niyazi Eruslu, tahmin edileceği ve kendisi ile birlikte atanan diğer 16 rektör gibi "Türbana özgürlük" metninin imzacılarından. Eruslu aynı zamanda Gül'ün "özel tercihi", zira yeni kurulan üniversiteye atanmak üzere YÖK Genel Kurulu'nun belirlediği listede adı üçüncü sırada geçiyordu.

Eruslu'nun üniversiteye biçtiği misyon ve yeni üniversitede eğitim verilecek bölümlere nasıl karar verildiğine dair açıklaması "üniversite" tanımlamasını zorlayacak nitelikte. Eruslu, kendisini vali, belediye başkanı ve Vakit Gazetesi İletişim Koordinatörü Sami Özey ile birlikte ziyaret eden Türkiye gazetesi Genel Yayın Müdürü Nuh Albayrak'a ne kadar "iddialı" bölümler seçtiklerini şöyle anlatıyor: "Hatta YÖK'teki kurula onay için götürdüğümde bana 'hocam siz bu bölümleri biliyor musunuz?' diye sordular. Evet çok iddialı bölümlerdi. Ben de onlara ben bilmiyorum. Ama bilenleri biliyorum dedim. Gerçekten de en iyilerini seçtik" .

"Peki nedir bu kadar iddialı bölümler?" diye sorduğumuzda karşımıza şu tablo çıkıyor. Yalova Üniversitesi'nin Hukuk Fakültesi dışındaki iki fakültesi olan İktisadi ve İdari Bilimler ve Mühendislik Fakülteleri'nde toplam 10 bölüm bulunuyor. Bu bölümler şöyle: Bilgisayar Mühendisliği, Endüstri Mühendisliği, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Polimer Mühendisliği, Kimya ve Proses Mühendisliği, İşletme, Uluslararası İlişkiler, Sosyal Hizmet, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, İktisat. Rektör olarak atanmadan önce İstanbul Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde öğretim üyeliği görevinde bulunmuş olan Eruslu'nun bu bölümlerden hangilerini bilmediği ise merak ediliyor.

Bölümleri neye göre seçmişler?
Eruslu'nun akademik ve bilimsel üretimde üniversitelerin yeri konusunda da yine "özlü" düşünceleri var. Eruslu, Yalova Üniversitesi'nde her ilde bulunan fakülte açmak istemediklerini, klasik üniversite profili dışında, Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, dünya ile de uyumlu bir öğrenim modelini tercih ettiklerini ifade ediyor ve Türkiye'de bulunan 130 üniversitede birbirine benzer fakülteler olduğunu tespit ettikten sonra şunları söylüyor: "Mesela Türkiye'de iki tane fakülte var ki, bu fakültelerin olmadığı üniversite neredeyse yok. Biri ziraat, diğeri de fen edebiyat. Biz ikisini kesinlikle açmayacağız. Çünkü en çok bu fakülte mezunları işsiz."

(soL-Haber Merkezi)

İlgili haberler:
Felsefe ilahiyata dönüştürülüyor
Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun
Yorumlar - Bu habere 1 yorum yapıldı
ihtiyaç derken? - haziran - 07.01.2010 - 12:19 "Türkiye'nin ihtiyaçları" derken neyi kastettiklerini merak ettim. Üniversite mezunları hep işsiz, hangi bölüm var ki okul biter bitmez iş fırsatları önünde dizili?

Günün Yazarları
Manisa'nın yerel gazetelerinde okuyamayacağınız bir yazı…
Ahmet Çınar Bir Gün... Dur Diyene Kadar...
Nurettin Abacıoğlu Twitter: Bir suç aygıtı
Yiğit Günay Manşettekiler
ODTÜ'lüler Akbank Genel Müdürü'nü kovdu
Telifler kimin cebine gidiyor?
Üniversitenin tabelası var...
İşçileri asıl düşünen Taraf'mış
Vali'den Romanlar hakkında skandal yorum
Hollanda'da açılan arşivler ülkeyi karıştırdı
Bahçeşehir Üniversitesi'nde Bağış'a protesto
Tek Gıda-İş: Ölümü göze aldık

-173111
img img
img
  2010-01-07 21:08:58 
img
TEKEL işçileri yılmıyor~4796
ÜLKEDE KOOS HERTARAFTA DALGA GALGA YAYILIYOR DEVET DEMİR YOLARINDA TEKEL İŞÇİLERİ VE NAKLİYAT İŞ ------------------------------------------------------------------------
Nakliyat-İş Başkanı: Yıldıramayacaklar
07.01.2010 - 19:50 Yazdır Arkadaşına gönder Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Türkiye 'de hiçbir sendikanın başına gelmeyenin Nakliyat-İş'in başına geldiğini belirterek, yılmadan mücadelelerine devam edeceklerini belirtti.

Zeytinburnu'ndaki Nakliyeciler Sitesi'nde sendika üyelerine açıklama yapan Küçüosmanoğlu, Sendikalarına baskı yapıldığını ancak, yılmadan mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Küçükosmanoğlu, 7 Aralık 2009'da sabah saatlerinde evlerinin aranarak gözaltına alınmalarının keyfi bir uygulama olduğunu belirterek, ''Gözaltına alındık, üç günlük sorgulamanın ardından keyfi bir şekilde 10 Aralık 2009 tarihinde tutuklandık. 31 gün cezaevinde kaldık. Türkiye'de hiçbir sendikanın başına gelmeyen bizim sendikamızın başına geldi. Baskılarla bizi yıldırmaya çalışıyorlar. Türkiye'de son 30 yılda hiçbir işçi sendikası bu kadar baskı altında kalmamıştır. Telefonlarımız dinleniyor, her türlü haklarımız gasp ediliyor. Bizim yaptıklarımız nedir? İşçilerin haklarını aramak'' dedi.

"Her şey sermayenin istediği gibi olamaz" diyen Küçükosmanoğlu, baskılarla mücadelenin bastırılamayacağını belirterek, "Sermaye, işçinin kıdem tazminatını cebine indirecek, fazla mesaiyi vermeyecek karşısında da ses çıkartmayacak işçi istiyor. Buna ne işçi sınıfı nede Nakliyat-İş izin vermez. Sendikamıza yapılan operasyonla, sendikamıza sindirme, korkutma, gözdağı verilmek istenmiştir. Ama biz bu operasyon ile daha güçlü çıktık bunu herkes böyle bilsin" dedi. Tutuklulukları boyunca desteklerini sürdüren işçilere teşekkür eden Küçükosmanoğlu son olarak, "İşte sendika üye böyle olur" dedi.

Ali Rıza Küçükosmanoğlu'nun ardından, sendika avukatlarından Ali Serdar Çıngı söz alarak Türkiye'de sarı sendikacılık ve sınıf sendikacılığı olmak üzere iki çeşit sendikacılık olduğunu belirterek, Nakliyat- İş'in sınıf sendikacılığı yaptığını vurgulayarak, "Böyle bir sendikanın yöneticilerinin avukatlığını yapıyor olmaktan sendikamızın diğer avukatları ile birlikte onur duyuyoruz" dedi.

Bilindiği gibi, Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve bazı sendika yöneticileri, 'ekonomik çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları ve iş hürriyetini engelledikleri' iddiasıyla tutuklanmış, yapılan itiraz üzerine sendika yöneticileri dün akşam saatlerinde tahliye edilmişti. Nakliyat-İŞ Genel Başkanı ve DİSK Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu dışında, Genel Sekreter Aziz Cengiz, Örgütlenme Daire Başkanı Abuzer Aslan, Eğitim Daire Başkanı Abdullah Menek, İstanbul Şube Başkanı Nurettin Gümüş, Şube Sekreteri Hacı Altaş, Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal ve sendika üyesi işçiler Erkan Erçel, Cihangir Ceylan, Doğan Ulutaş'da tahliye edildi.

(soL - Haber Merkezi)
İlgili haberler:
Nakliyat-İş yöneticilerine coşkulu karşılama
Nakliyat-İş yöneticileri serbest
-173109
img img
img
  2010-01-07 21:04:44 
img
Bakan Bağış\'a protesto şoku ~4812
ODTÜ'lüler Akbank Genel Müdürü'nü kovdu
07.01.2010 - 11:11 Yazdır Arkadaşına gönder Her ayın ilk Çarşamba günü düzenlenen "Hocam, bu ay yine buluşuyoruz!" isimli forumun bu ayki konuğu olan Akbank Genel Müdürü Ziya Akkurt, öğrencilerin tepkisi sonucu ODTÜ'yü terk etmek zorunda kaldı.

ODTÜ Mezunlar Derneği, Öğretim Elemanları Derneği ve Öğrenci Temsilcileri Konseyi tarafından düzenlenen etkinliğe, daha önce ÖTK içerisindeki öğrencilerin bir bölümünün uyarısına rağmen, "ODTÜ mezunu" sıfatıyla Akbank genel Müdürü Ziya Akkurt çağırılmıştı.

Konuşmasında sürekli olarak "kapitalizmin kendisini düzenlemesi için 8-10 yıllık döngülerle krize ihtiyaç duyduğundan" normal bir durummuş bahseden Akkurt, Recep Tayyip Erdoğan'ın aynı gün yaptığı açıklaya benzer bir biçimde "Bankacalık sektörü ayakta olduğunu göre, kriz bizi fazla etkilemedi" diye konuştu.

Dünyanın bir "milat"tan geçtiğini iddia eden Akkurt, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını vurgularken, ABD'de Obama'nın seçilmesini de "tesadüf olarak görmediğini", bunun "değişim" ile açıklanacağını vurguladı.

'Akkurt'tan utanıyoruz'
Akkurt'un uzunca sunuşundan sonra söz alan bir öğrenci temsilcisi, altında 79 öğrenci temsilcisinin imzası bulunan bir bildiriyi salona okudu. Bildiride, "Hocam bu ay yine buluşuyoruz" isimli etkinliklerin, ODTÜ'de özellikle 12 Eylül'den sonra unutturulan "forum geleneği"nin yeniden canlandırılması için yapıldığının vurgulanmasına rağmen, bu geleneğin Akbank Genel Müdürü'nün ODTÜ'ye davet edilerek sürdürülemeyeceği vurgulandı.

"ODTÜ ailesinin bir parçası olması sebebiyle daha sonraki etkinliklere Ali Babacan, Hilmi Güler veya Kürşat Tüzmen de çağrılacak mıdır?" diye sorulan bildiride, Akbank'ın ülke çapında 1800'den fazla işçisini işten çıkarırken 2008 Kasım bütçesinin 1.5 milyar TL olarak hesaplandığı belirtildi. Akbank'a "başarı"larından dolayı "En iyi dış ticaret finansmanı bankası" ve "En iyi doviz işlemleri bankası" ödülleri verilse bile, ODTÜ geleneğinin taşıyıcısı hiçkimsenin bu "başarı"lara ödül veremeyeceği vurgulandı.

"AKBANK Genel Müdürü'nün ODTÜ öğrencisine anlatacak hiçbir şeyi yoktur. Ülkemizin ekonomik durumu ve sıkıntıları hakkında bir tartışma yapılacak ise sorunların birebir muhatabı olan Tekel işçilerinin üniversitemize davet edilmesi çok daha uygundur. Tekel işçilerinin bütün ODTÜ ailesine anlatacakları ve öğretecekleri çok fazla şey olduğu açıktır" denilen bildiri, "piyasacı uygulamalar bütün ülkemizi yoksullaştırırken, bu sorumluluğu paylaşan bir kişinin kamucu geleneğin taşıyıcısı bir kurum olan ODTÜ tarafından konuk edilmesinden utanç duyduğumuzu belirtiyoruz" sözleriyle son buldu.

Akkurt bekledi, sonra gitti
Bildirinin okunmasından sonra alkışlarla protesto edilen Ziya Akkurt, bir süre "sessizce" protestoların dinmesini bekledi. Bu sırada söz alan öğrenciler, bundan 41 sene önce, 6 Ocak 1969'da Kommer'in arabasının ODTÜ'de yakıldığını, U3 gibi ODTÜ tarihinde önemli yeri olan bir amfide sermayenin temsilcilerinin konuşamayacağını, eğer bütün bunlar yetmiyorsa Akkurt'un kafasına ayakkabı da fırlatabileceklerini belirttiler. Kendilerinin sermayeye değil, halka karşı sorumlu olduklarını söyleyen ilerici öğrenciler, Akkurt gidece kadar eylemlerinin süreceğini açıkladılar. Bunun üzerine Ziya Akkurt U3 amfisini ve ODTÜ'yü terk etti.

(soL - Ankara)
İlgili haberler:
ODTÜ'lü inşaatçılardan Limak'a ders
-173108
img img
img
  2010-01-07 21:03:20 
img
PAMUĞU DA BİTİRDİLER~4801
Küba çocuklarını besleyebilen tek ülke
05.01.2010 - 08:11 Yazdır Arkadaşına gönder Dünyadaki yetersiz beslenen 5 yaş altı 146 milyon çocuktan hiçbirinin Kübalı olmadığı açıklandı.

Kalkınmakta olan dünyada yetersiz beslenme sınırının altında 146 milyon çocuk yaşıyor. Bu durum Kübalı çocuklar için söz konusu değil. Zira Küba, doğru politikaları sayesinde bu toplumsal yaradan kendini koruyabilen tek ülke.

Beslenme sorunu olan 146 milyon çocuk... Bu kaygı verici rakam Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF'in BM oturumunda yayınlanan yeni raporunda ortaya serildi. Bu sorun karşısında BM'nin, rapor hazırlayan bir kurum olmanın ötesine geçip geçemeyeceği tartışma konusu.
Rapora göre bakımsız durumda olan bu çocukların yüzde 28'i Afrika'da Sahra Çölü'nün güneyinde kalan kısmında yoğunlaşıyor; yüzde 17'si Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da, yüzde 15'i Orta Asya ve Pasifik'te, yüzde 7'si Latin Amerika ve Karayipler'de, yüzde 5'i orta ve doğu Avrupa ülkelerinde, yüzde 27 'si gelişmekte olan diğer ülkelerde bulunuyor.

Küba, Latin Amerika ve Karayipler'de bu sorunlara sahip olmayan tek ülke.

Küba devletinin halkın beslenmesiyle ilgili olarak gerçekleştirdiği iyileştirmeler ve özellikle çocuklar için acil önem taşıyan alanlardaki uygulamaları olumlu sonuçlar doğurmuş durumda.

Dünyanın gerçekleri gösteriyor ki yeryüzünde 852 milyon insan açlık çekiyor ve bunun 53 milyonu Latin Amerika'da yaşıyor. Sadece Meksika'da 5 milyon 200 bin, Haiti'de 3 milyon 800 bin insan açlık sınırında yaşıyor. Dünyada her yıl 5 milyondan fazla insan açlıktan ölüyor.

Oysa BM değerlendirmelerine göre üçüncü dünya ülkelerinin tüm halkları için sağlık ve yeterli beslenme konusunda kalıcı çözümler bulmanın maliyeti o kadar da yüksek değil. Bu amaca ulaşmak için 13 milyar dolar yeterliyken çok daha fazlası reklamlara gidiyor. Her yıl uyuşturucuya milyarlarca dolar ve örneğin yalnızca ABD'de kozmetiğe 8 milyar dolar harcanıyor.

BM'nin tarım ve gıda ile örgütü FAO'ya göre de Küba yetersiz beslenme ve açlığa karşı mücadelede Latin Amerika'nın en ileri durumdaki ülkesi. Bu elbette Küba için onur ve mutluluk kaynağı.

Küba devleti, oluşturduğu temel gıda sepeti ve dağıtım ağıyla halkının temel beslenme ihtiyaçlarını garanti altına almış durumda. Aynı şekilde, halkın beslenme koşullarının daha da iyileştirilmesi amacıyla yerel düzeyde ekonomik düzenlemeler gerçekleştiriliyor, özellikle çocukların ve gelişme çağında olan gençlerin düzenli beslenmesi için sabit bir program uygulanıyor.

Böylece beslenmeye gösterilen özen, kadınların hamilelik dönemlerinden başlayıp ve ömür boyu gerekli ve doğal beslenme olanaklarının sağlanmasıyla devam ediyor. Annelerin, doğumun ilk günlerinden itibaren sağlıklı şekilde emzirebilmelerinin güvence altına alınması sonucunda sağlanmış olan faydalar, Küba'nın çocuk gelişimi ve sağlığı için yaptklarının haklılığını ve gerekliliğini göstermektedir.

Adadaki zor ekonomik koşullara rağmen, 0-7 yaş arası çocuklara sağlanan bir litre sıvı süt diğer başlıklardaki beslenme açıklarını kapatmada önemli rol taşıyor.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar nedeniyle yeterli düzeyde mevcut olmayan gıda maddelerinin daha küçük çocuklara her koşulda ve eşit olarak mutlaka ulaştırılması sağlanıyor.

BM, açlık ve yetersiz beslenme konusunda 2015'e kadar bazı hedeflere ulaşmayı amaçlıyor. Devlet ve hükümet başkanlarının görüş birliğine vardığı bu konuda Küba yardım eden ülke konumunda.

Küba, maruz kaldığı ekonomik ablukaya, ticaret ve parasal kredi ambargosunun getirdiği ciddi kısıtlara karşın, hedefleri doğrultusunda çalışmaya devam ediyor.

Küba, dünyanın bu genel durumuna karşın, hiçbir umutsuzluk belirtisi göstermiyor, çocuk sağlığı ve yetersiz beslenmeyle ilgili kaygı hiçbir verici işaret vermiyor. Dünyadaki yetersiz beslenen 5 yaş altı 146 milyon çocuktan
-173107
img img
img
  2010-01-07 10:14:47 
img
\'Bunu da yaptılar, bunu da yaptırdılar\'~4731
TEKEL işçisiyle dayanışmak yasak!
07.01.2010 - 07:30 Yazdır Arkadaşına gönder Türk-İş 25 Aralık Cuma gününü "TEKEL işçileriyle dayanışmak üzere" eylem günü ilan ediyor… Kamu işveren sendikası "işçileri tehdit edin" diyor… Bakanlık "gereğini yapın" emri veriyor.

Türk-İş'in 25 Aralık Cuma gününü "TEKEL işçileri ile dayanışmak için eylem günü" ilan etmesinin ardından TÜHİS'in kamu kurumlarına bir yazı göndererek işçilerin tehdit edilmesini istediği ortaya çıktı.

Tehditlerle TEKEL işçilerine desteği azaltmak isteyen Türk Ağır Sanayii ve Hizmet Sektörü Kamu İşverenleri Sendikası'nın (TÜHİS) üyesi olan kamu kurumları ve Bakanlıklar, yazıyı idare amirlerine dağıttı. Kamu işverenini temsil eden TÜHİS'in yazısını hiç tereddüt etmeden gönderildiği şekliyle kamu kurumları merkez birimlerine dağıtan Personel Daire Başkanlıkları, ön yazıda "belirtilen hususlar hakkında gereğinin yapılmasını" istediler.

Türk-İş'in başta TEKEL işçileri olmak üzere, hakları için mücadele eden işçiler ile dayanışmak için aldığı 25 Aralık Cuma gününden itibaren başlayan iş bırakma eylemi kararını etkisizleştirmek için TÜHİS devreye girdi. TÜHİS'in 25 Aralık Cuma günü ilki yapılan iş bırakma eylemine katılanların tespit edilerek yaptırımlar uygulanmasını içeren yazısı, eylemin hemen sonrasındaki işgününde kamu kurumlarına ulaştırıldı. 28 Aralık 2009 tarihli yazıda TEKEL işçilerine destek veren kamu işçilerine hangi yaptırımların uygulanabileceği maddeler halinde belirtildi.

2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nda yer alan, "yasa dışı" kabul edilen grev ya da iş bırakma eylemleri için uygulanacak yaptırımları içeren yazıda, işçilere yazılı ve sözlü biçimde ihtarda bulunulabileceği, işyerlerinde iş bırakma eyleminin ve eyleme katılanların noter kanalıyla tespit edilebileceği belirtiliyor. Bunun mümkün olmadığı durumda ise "yasa dışı eyleme katılan ve tahrik edenlerin, olayı gören personel ve işveren yetkililerince tutanakla imza altına alınması" isteniyor. Yetkili müdür ya da idare başkanlarına çalışılmayan süre ve ilgili hafta tatili ücretinin kesilebileceği, eyleme katılan işçilerin iş sözleşmelerinin ihbarsız ve tazminatsız feshedilebileceği belirtiliyor.

Aynı yazıda, 2822 Sayılı Kanunun 45. maddesinde bulunan "Kanun dışı bir grev yapılması halinde, bu grev veya bu grevin yönetimi ve yürütümü yüzünden işverenin uğradığı zararlar, greve karar veren işçi sendikası veya kanun dışı grev herhangi bir işçi kuruluşunca kararlaştırılmaksızın yapılmışsa, bu greve katılan işçiler tarafından karşılanır" hükmüne de atıf yapılıyor.

TÜHİS hangi kurumlarda örgütlü?
Kamu toplu iş sözleşmeleri sürecinde Kamu İşveren Kurulu'na katılarak hükümet adına taraf olan TÜHİS'e üye kamu kuruluşlarında çalışan işçilerin yüzde 90'ı Türk-İş'e bağlı sendikalara üye işçilerden oluşuyor.

Bir süre Ankara, İstanbul, İzmir ve Adana Büyükşehir Belediyelerinin de bulunduğu çok sayıda yerel yönetimde örgütlü olan TÜHİS, 1989 yerel seçimlerinin ardından belediyelerdeki tüm üyeliklerini diğer kamu işveren sendikalarına kaptırmıştı. 2006 yılında başbakan yardımcılığı yapan Mehmet Ali Şahin'in İçişleri Bakanlığına önerisiyle, İl Özel İdareleri'ni de üyesi yaparak aynı işlevini sürdüren TÜHİS'in üyeleri arasında, 8 Bakanlık, 41 Genel Müdürlük, 3 Başkanlık ve 1 Müdürlük bulunuyor.

İşten çıkarılmadan önce 4-C'ye geçirilerek ücretleri ve diğer özlük hakları düşürülmeye çalışılan TEKEL işçilerine destek veren işçilere tehditleri içeren bilgilendirme yazısının TÜHİS'e üye bulunan, Bayındırlık, Ulaştırma, Çevre ve Orman, Tarım ve Köy İşleri gibi bakanlıklar yanında Orman, Karayolları, Tapu Kadastro Genel Müdürlükleri'ne gönderdiği bildiriliyor.

Diğer yandan kamu işyerlerinde hükümet adına hareket eden işveren sendikalarının tavrının hükümetin söz konusu eyleme karşı tavrından bağımsız düşünülemeyeceği belirtiliyor. Yarın ikincisi yapılacak iş bırakma eyleminden sonra TÜHİS ve diğer kamu işveren sendikalarının benzer yaptırımları yine gündeme getirip getirmeyeceği merak konusu.

(soL-Haber Merkezi)

-173050
img img
img
  2010-01-07 10:13:48 
img
\'Bunu da yaptılar, bunu da yaptırdılar\'~4731
Ergenokon ,2005 den önce brokrası ve askerın ırtıcaı falıyetlere ızın vermeyenlerdır. TAYIB ırtıcaı falıyetlen ve fetulahcı ların önunu acabımek amacıyla bu kısılerı cezalandırmasıdır.boylelıkle tehdıt ve santajla gerı kalan laık brokratlara goz dagı vermesıdır. emeklı askerlerın ırtıcaı falıyetlere karsı takındıgı tavuır cercevesınde suclu gostermesı bundan kasynaklanıyor. ergenokon ıdeanamesınde gecerlı bır kanıt olmamamsı bunu gostermektedır.ayrıca partı ve medya patronlarını da bu yuzden kıskaca almıstır.
TAYIB ERDOGAN yakın zamanda buyk bır degısıklık ıcıne gırmesı beklenıyor cunku yaptıklarına bır gerekce gosterememektedır. acılımları dahı gızlı tutuyor,sebebı yıne devlet duzenını yanı laıklı tam olarak ortadan kaldırmaktır.
Butun herkesı baskı altına almayı basarmıs gozukuyor,ama yınede amacına ulasmıs sayılmaz bunun ıcın baskıyı dahada artıracaktır. ergenokon da yapılanlar savcı tarafından bızzat TARAF gazetısıne aktarılıyor. TARAF gazetesı IBDC orgutunun dur. devletın gızlı sırları anında bu gazete tarafından mansetlere tasnması tesaduf olamaz herhalde.
ÖNUMUZDEKI HAFTA hepimız askerın gızlı dosyalarını ve belgelerını bızzat mansetten yayınlayacaktır. bu haberlwerı askerı baskı altına almak ıcın yaptıgı gun gıbı asıkardır. nede olsa arkasında batı destegı var.Şikayet Et-173049
img img
img
  2010-01-07 00:33:56 
img
ERDOĞAN AMERİKA\'YI \"BU KADAR\" SEVİYOR ~4774
HESAPLAŞMA



Suay Karaman Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri



Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927 tarihinde cumhuriyeti emanet ettiği gençlere şöyle seslenmişti: "Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir." 83 yıl önceden günümüzdeki gelişmeleri gören Mustafa Kemal, her cümlesinde bugünlere atıfta bulunmaktadır.



Kendisine suikast yapılacak denilen başbakan yardımcısı önemsenildiğini hissederek, sevinç içinde, ağlamaktan kuruyan gözleriyle gülücükler dağıttı.. Suikast yapılacaklar sıralamasında sonlarda yer alacağı düşünülen birinin, bu sahte girişimden mutlu gözükmesi, akıllarda soru işaretleri yaratmaktadır.



Siyasi iktidar bunun gibi hayali girişimlerde çok beceriklidir. Ekonomik kriz, terör, yoksulluk, işsizlik, açlık sıkıştırdıkça, laiklik karşıtı eylemleri ve deniz feneri davasını gölgelemek için, siyasi iktidar yeni senaryolar üretmeye başladı. Ulusalcı ve Kemalist olan insanlar, darbe yapacak diyerek tutuklandı ve kimileri hayatını kaybetti, kimileri sağlığını yitirdi. Kimileri de suçlarını bilmeden yattıkları cezaevinde onurlu mücadelelerini sürdürmektedir. Birdenbire denizde, karada, havada silah ve bombalar bulunmaya başladı, kuyulardan kemik toplanmaya başladı. Herkes yasal olmayan şekilde dinlenmeye, izlenmeye başladı. 2009 Haziran ayında "İrtica ile mücadele planı" adı verilen bir belge bulunmuştu. Ancak belgenin orijinaline ulaşılamadı, ama toplum aylarca meşgul edildi. Amaç; tüm halkın güven duyduğu Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaktı.



Bu olaylar yaşanırken eş zamanlı olarak, içeriğini kimsenin bilemediği açılım safsatasıyla, ülkemiz bölünmeye doğru sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, laik Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içine sindirememektedir. Devleti ılımlı İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürmek isteklerine, en başta ordunun karşı çıkacağını bildikleri için, yıpratma, çökertme, sindirme kampanyaları hazırlanmaktadır. Yandaş basından bir akademisyen yazar; "Ordu Yeniçeri Ocağı olmuştur, dolayısıyla topyekün tasfiye edilmelidir" diye yol göstermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı "psikolojik harekat" gittikçe daha büyük ivme kazanarak, çok yönlü şekilde sürdürülmektedir.



Reuters haber ajansı başbakan yardımcısına suikast iddiasının ardından; "Türk halkı artık kime inanacağını şaşırdı. Başbakan Erdoğan'ın İslami kökenli partisi ile laik anayasanın garantörü olarak görülen Silahlı Kuvvetler arasındaki gerilim arttı" yorumunu yapmıştır.



Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 4 Temmuz 2003 tarihinde "Çuval Geçirme" operasyonu ile tepkisi ölçülmüştür. Bu olaya tepkisiz kalınca, sürekli daha büyük sindirme çabaları başlatılmıştır. Başbakan yardımcısına suikast iddialarının sonucunda, Genel Kurmay Başkanlığı'na girilmiş ve kozmik odalarında günlerce süren aramalara başlanılmıştır. Kozmik arşivden bir çok belge alınacaktır. Bu belgelerden özellikle irtica ile ilgili olanlarını açıklayarak, demokrasiye hizmet ettiklerini sanacaklardır. Ancak asıl amaçları, bu belgeleri hazırlayanlardan hesap sormaktır. Hukukun yok sayıldığı ülkemizde, kozmik büro ile ilgili arama ve haberlere yayın yasağı getirilmesi talebi yargıdan geri döndü. Oysa aynı yargı Deniz Feneri ile ilgili haberlere yayın yasağı getirmişti..

Bu olaylar yaşanırken, hükümetin hazırladığı ve Meclis'e gönderdiği yeni Silah Kanunu, askeri silahların dış satın alımı yetkisinin, Türk Silahlı Kuvvetleri dışında, İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na da verilmesini öngörüyor. Bu bakanlıklar polis ve MİT için istedikleri ağır-askeri silahları satın alabilecek. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kendi askeri gücü olarak görmeyen siyasi iktidar, iç savaşa yol açabilecek çok tehlikeli bir adıma doğru ilerlemektedir.



Büyük önder Atatürk'ün kişiliği, mücadelesi ve devrimleri bugüne kadar görülmedik ölçüde büyük bir aymazlık ve alçaklıkla, sözlü ve eylemsel saldırıların hedefindedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti, parçalanmak istenmektedir. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, emperyalist güçlerin beslediği şeriatçıların, dinci faşistlerin ve yandaşları olan bölücülerin, ırkçıların, numaracı cumhuriyetçilerin elbirliği ile parçalanıp yok olmaya doğru hızla yol almaktadır.

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde bize yol gösteren bir anlatım biçimi vardır ve son paragrafı geleceğimiz için bir umut göstermektedir: "Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"



Ulus Gazetesi, 4 Ocak 2010.



-173037
img img
img
  2010-01-07 00:32:34 
img
8 ilde operasyon: 20 gözaltı ~4746
ABD, TSK'nın direniş kodlarını istiyor
Türk Milleti adeta bir akıl tutulmasının içinde. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın beyninde 4 gündür arama yapılıyor. Aslında derinlemesine incelenmesi gereken "Neden TSK hedefte" sorusu, herkesin aklını tırmalıyor.


Cevap çok açık: Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD'nin 30 yıllık rüyası Büyük Ortadoğu Projesi'ni adeta kilitledi. Özel Kuvvetler Komutanlığı da bu direnişte en önemli unsur oldu.

Özetle hatırlayalım…

- ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft, 7 Kasım 1986'da Ankara'ya gelerek Türkiye'ye "Musul ve Kerkük'ü alın" dedi. Ancak planın içeriğinde, "Türkiye himayesinde bir Kürdistan" vardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ, plana karşı tutumunu, Taft'ın görüşme istediğini kabul etmeyerek gösterdi.

- 1991 yılında Körfez Savaşı sonrası, görünüşteki amacı Irak'ın kuzeyindeki Kürtleri, Saddam "zulmünden" korumak, fiiliyatta ise adeta ABD kontrolünde ve İsrail'e nefes aldırmak amaçlı "Kürt" devletini kurma çalışmalarına en büyük darbeyi TSK vurdu.

- PKK, Irak'ın kuzeyinde Çekiç Güç birliklerin sağladığı lojistik, stratejik destekle güçlenerek eylemlerini artırdı. TSK, yeni bir konseptle terör örgütüne karşı mücadeleye devam etti. (ABD Özel Kuvvetleri'nin PKK'ya desteğini de 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Amerika Araştırmaları Masası Başkanı Dr. Burak Çınar'ın değerlendirmelerinin yer aldığı "PKK'yı, ABD Özel Kuvvetleri eğitti" haberimizde okuyabilirsiniz. )

- Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa, terör örgütünü tecrit eden, bölge halkının yeniden güvenini sağlayan politikaların en önemli icracılarındandı . Bu politikalar sadece Türkiye içinde yapılmıyor, Irak'ın kuzeyindeki "Kürt" Devleti kurma faaliyetlerine de darbe indiriyordu. ABD bu politikalardan rahatsızdı. Çekiç Güç'e bağlı uçaklar, Bitlis Paşa'nın helikopterini taciz etti. Bu tacizin kısa bir süre sonrasında Bitlis Paşa'nın uçağı, bugün birçok kesimin "suikast" diye yorumladığı bir şekilde düştü/düşürüldü.

- Mart 1995'te, 43 gün süren Çelik Harekatı'na tam 35 bin Mehmetçik katıldı. Terör örgütü PKK, bilinen rakamlarla 568 kayıp vererek bulunduğu kampları terk ederken, harekatın en önemli amaçlarından biri olan Kuzey Irak'taki devlet oluşumu büyük darbe yedi. Bu harekattan sonra ABD'de "Türk komutanları hizadan çıktı" ve "Türk Ordusu Türkiye-ABD ilişkilerini bozuyor" şeklinde yorumlar yapıldı.

- Eylül 1996'da Türk Ordusu, yaptığı sınır ötesi operasyonda ABD'nin CIA aracılığıyla eğittiği Peşmerge gücüne büyük darbe indirdi. 3 bine yakın CIA eğitimli peşmerge, Guam adasına kaçırılmak zorunda kalındı. Operasyon Birleşik Devletler'de, "ABD, Vietnam'dan sonra en büyük kaybı yaşadı" yönünde yorumlandı.

- 9 Aralık 1996'da Wirginia'da yapılan ve Graham Fuller, Paul Henze ve CIA üst düzey yetkililerinin katıldığı bir konferansın, "Türkiye'nin Geleceği Konferansı Sonuç Raporu"nda öne çıkan unsurlardan biri, "Türk Ordusunun siyasal sistemin teminatı konumunu yitireceği" 'iddiası'ydı.

- ABD Kara Kuvvetleri'nin resmî yayın organı olan Parameters dergisinde, 2000 yılında yayımlanan ve ABD Hava Kuvvetleri personeli (Sonradan FBI ajanı olduğu da ortaya çıktı) Michael Robert Hickok tarafından yazılan "Yükselen Hegemon: Türk Stratejisi İle Askerî Modernizasyon Arasındaki Uçurum" adlı makalede, "Modern silahlara ve gelişmiş kabiliyete sahip olan Türk ordusu, ülke içindeki kültürel ve anayasal gücünde önemli değişiklikler yapılmadıkça, ne kısa vadede komşularına, ne de uzun vadede Türkiye halkına rahat yüzü gösterecektir" vurgusunu yaptı.

- Irak'ın işgaline kadar özetle TSK-ABD çatışması bu çerçevede su yüzüne çıkmıştı. DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümetinin, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile paralel bir şekilde, ABD'nin Irak'a harekat taleplerine karşı çıkması, Türkiye'de DSP darbesi ve AKP'nin iktidara gelmesiyle sonuçlanmıştı. 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM tarafından reddinden sonra, 1990'lı yıllarda Irak'ın kuzeyine yerleşen TSK unsurlarına karşı ABD tutumu açık saldırıya dönüştü. Yeniden maddeleyecek olursak;

- Irak'ın işgali sonrası, 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'deki Özel Kuvvetler irtibat bürosu, ABD ve peşmerge güçlerince basıldı. Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. Olay, Kuzey Irak'taki yapıyı, Türk Özel Kuvvetleri tehdidinden kurtarma olarak yorumlandı.

- Dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 14 Temmuz 2003'te Tayyip Erdoğan'a gönderdiği mektupta, "Türk Ordu mensuplarının sizin iradeniz dışında faaliyetlerde bulunduğunu biliyoruz" dedi. Rumsfeld, Türk Özel Kuvvetleri'ni, teamülleri çiğneyerek muhatabı Vecdi Gönül'e değil, Başbakan'a şikayet etti.

- PKK terör örgütü, lideri Öcalan'ın yakalanmasıyla ilan ettiği sözde ateşkesi, Haziran 2004'te kaldırdığını açıkladı ve terör saldırılarına yeniden başladı. (Hatırlatmakta fayda var. 21 Ocak 2002 günü PKK Başkanlık Konseyi'ni temsilen Mustafa Karasu, ABD Dışişleri'ne bir mektup gönderdi. Karasu, bu mektupta, PKK'nın, ABD'nin Ortadoğu'ya yapacağı harekata desteğini iletiyordu. Bu dönemlerde, ABD-PKK görüşmeleri de Türk basınına yansıdı.)

- Başbakan Erdoğan'ın "Eşbaşkanlığını yaptığını" açıkladığı Büyük Ortadoğu Projesi haritası ortaya çıktı. Emekli bir ABD subayı olan Ralph Peters'in hazırladığı ve Pentagon'un "Armed Forces Journal" isimli dergisinde yayınlanan haritada, Türkiye de dahil olmak üzere çok sayıda ülkenin sınırı değişiyor, başta "Özgür Kürdistan" olmak üzere çok sayıda ülke kuruluyordu. Aynı harita, 2007 Eylül ayında görevdeki bir ABD'li Albay tarafından Roma'da bulunan NATO'nun Savunma Koleji'ndeki bir toplantıda örnek coğrafya olarak sunuldu. Orada bulunan Türk subayları toplantıyı terk etti, Ankara'ya haber verdi. Genelkurmay Başkanlığı çok sert bir tepki gösterdi.

- PKK terörü hız kazandı. Paralel olarak da "Kürtlere siyasal haklar verilmesi" adı altında uluslar arası arenada Türkiye'ye yönelik baskılar arttı. DTP Meclis'e sokuldu ve PKK stratejik eylemler gerçekleştirdi. Dağlıca ve Aktütün baskınları ile birlikte Türk ordusuna yönelik asimetrik psikolojik savaş hızlandı.

- PKK'ya, ABD desteği, PKK itirafçılarınca açıklandı.

- Türk Ordusu, ABD'nin her türlü isteksizliğine karşı, sınır ötesi operasyon kararlılığını sürdürdü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan 2007'de, basın mensuplarına verdiği brifingde, tehdidin kaynağının PKK veya Barzani değil arkasındaki güç olduğunu açıkça söyledi. Bu güç ABD'ydi.

İlk aklımıza gelenleri böyle sıraladık. Daha birçok gelişme mevcut.

Adeta bir satranç tahtasında karşılıklı hamleler yapılıyor. Ancak bir gerçek var ki, Türk Ordusu, ABD'nin BOP hayalini kilitledi. ABD Irak'tan çekilme takvimi açıklamak zorunda kaldı. Şimdi ABD, Kerkük petrollerinin Batı'ya akışını sağlama almadan, bunun için de "Kürt" devletini kurmadan Irak'tan çekilmek istemiyor. Bu devletin güvenliğini riske atmamak için de Türk Ordusu'nun direniş kodlarını bilmesi gerekiyordu.

Yıllarca Diyarbakır'da görev yapan ve öngörüsüne güvendiğim bir ağabeyim, "ABD'nin amacı işte bu direniş kodlarına ulaşmak. Özel Kuvvetler'de yapılan arama da bu çerçevede değerlendirilebilir" dedi. Hiç de mantıksız bir senaryo değil.

Parçaları bu şekilde birleştirdikten sonra aklıma şu soru takılıyor. Şimdi bu bilgileri tarayan hakim, bundan sonra Türkiye dışına çıkacak mı?

CEYHUN BOZKURT "ANKARA'DA SİYASET", oceyhunb@gmail. com

Çarşamba, 30 Aralık 2009
__._,_.___-173036
img img
img
  2010-01-07 00:30:49 
img
8 ilde operasyon: 20 gözaltı ~4746
Can ATAKLI'NIN YAZILARI:
Piyasada satılan bir kitapta diyor ki "Erdoğan ve Gül, tezkerenin

geçmesinde kendilerine destek olmayan Silahlı Kuvvetleri cezalandırmak için Amerika'dan bir şey yapmalarını istedi. Onlar da Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirdiler"



Ahmet Akgül isimli Milli Görüşçü yazara göre, Türk subaylarının başına çuval geçirilmesinden sonra Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları'nı n istifa edeceği hesaplanıyordu. Ancak asker olaya çok öfkelenip yönetime el koymaya kalksaydı Amerika Erdoğan ve Gül'ü kaçıracaktı.



Son günlerde bir kitaptan yapılan alıntı çok konuşuluyor. Alıntıyı önce bana gönderilen bir e-mail'den okudum. Açıkçası önce ciddiye almadım. Hayal ürünü bir senaryo za nnettim.





Ancak daha sonra bunun bir kitaptan alındığını fark ettim. Kitabınadı "AKP İntihara Gidiyor." Yazarı Ahmet Akgül. Kitap bu yıl yazılıp basılmış, yani çok yeni.



Kitabı almayı bir türlü beceremedim. Ama bu arada yüze yakın e-mail aldım aynı alıntıyı içeren.



Sonunda kitabı dün buldum. Yazar Ahmet Akgül İslami kökenden geliyor.

Necmettin Erbakan'ın da eğitiminden geçmiş. Milli Görüş'ün önemli yazarlarındanmış. Adını ilk kez gördüğüm çok sayıda kitabı varmış.



Gelelim kitabın 278 ve 279'uncu sayfalarından yapılan alıntıya..



Yazar burada ismini vermediği bir AKP'li danışmanla konuşuyor. Belli ki eskiden çok yakın arkadaş olan ikili arasındaki konuşmalar inanılır gibi değil.



Çünkü AKP'li danışman Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayının bizzat Başbakan Erdoğan ve yardımcısı Abdullah Gül tarafından bilindiğini hatta bunun iç in Amerikalıların teşvik edildiğini ileri sürüyor.



Gerekçe ise 1 Mart tezkeresinde hükümete yardımcı olmayan

Genelkurmay'ı n cezalandırılması .



Kitap birkaç aydır piyasadaymış. Bugüne kadar kitapla ilgili bir

soruşturma açıldığını duymadım.



Şimdi gerçekten çok şaşırtıcı olan bu bölümü, hiçbir ekleme çıkarma yapmadan size de aktarmak istiyorum:


"AKP'yi kuranların ve kurduranların, özellikle Tayyip Erdoğan'ın özel bir önem verdiği danışmanlarından ve operatörlerinden biri ile yemekte karşılaştık. Tam bir panik havasındaydı. 'Hayrola işleriniz iyi gitmiyor galiba!' dedim.

- AKP'li: Tezkere krizinde oldu ne olduysa, büyü o zaman bozuldu, beklediğimiz sonuç çıkmadı, sonrasını zaten biliyorsunuz.

- Katılmıyorum, Edelman'ın YSK' ya ziyareti, Londra, Washington, New York, Dubai ve bazı şehirlerde daha AKP kurulmadan önce verilen sözler
sonunuzu hazırladı. Devleti tanımadan, Anayasal organl ardan ve milletten gerçek anlamda bir olur almadan küreyi yerinden oynatacak kararları Alabileceğinizi sanmak çocukçaydı. Bu durum AKP'yi bitirdi.

- AKP'li: Hayır, bizi Özkök Paşa ve Paşalar bitirdi. Tezkere krizinde ne yapacağımızı bilemedik. Sorduk ne yapılmalı diye; 'İktidar sizsiniz, karar almak sizin işiniz, biz kararı uygularız' dediler.

- Ama zaten siz orduya sormadan gayrı resmi olarak her türlü garantiyi vermiştiniz. Asıl hata o değil mi?

- AKP'li: Tamam her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD'nin Doğu ve Güneydoğu'ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABD ve İngiltere Türkiye'yi işgal edeceklerdi, paniğe kapıldık.

- Ama ABD'lilere bu garantinin AKP'nin kurulması aşamasında verdiniz.

- AKP'li: Evet, çok yanlış yaptık.

- Peki, o halde Özkök Paşa'nın ve Paşaların suçu ne?

- AKP': Onlar diyebilirlerdi ki; 'Tezkerenin çıkmasına karşıyız.' Ancak ask er kararı bize bıraktı!

- Normal, demokrasilerde zaten böyle olmaz mı?

- AKP'li: Tamam da, tezkerenin faturasını sonunda AKP'ye kesti ABD'liler. Asker, 'tezkereye karşıyız' deseydi, parti ile ABD değil, ABD ile TSK karşı karşıya gelecekti, biz yırtacaktık!

- Özkök Paşa ve Paşalar size tezkere çıkarmayın demedi mi?

- AKP'li: Hayır demedi ama cesaret edemedik!

- ABD, Türk askerlerinin başına çuval geçirdi ama ceza olarak?

- AKP'li: Yahu o olayı hiç sorma. O Wolfowitz'in halt yemesi. Bizimkiler (AKP'liler), 'tezkerenin öcünü TSK dan alalım' diye ona akıl vermiş!

- Yoksa sizin danışman arkadaşlarınızdan biri ve İstanbul'da iki
işadamı Wolfowitz'e asıl suçlu AKP değil, TSK demiş olmasın? Çünkü Amerika'ya söz verdiği gibi AKP tezkereyi çıkaracaktı! TSK'yi cezalandırma teklifi, iki işadamı ve bir danışmandan gitmedi mi?

- AKP'li: Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık zaten Wolfowitz Türk ordusunu bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi.

- Tek başına mı?

- AKP'li: Yok canım, Tayyip Erdoğan ve Gül'le paylaşıldı, onlar da 'olur' dediler.

- Yani Wolfowitz'in, ABD'nin bu çokbilmiş danışmanının ve İstanbul'daki iki işadamının: 'Türk ordusunu cezalandırma önerisine' Tayyip Erdoğan ve Gül ya da Eş Genel Başkanlar 'Evet' mi dedi?

- AKP'li: Maalesef öyle! Tayyip ile Gül'ün gezileri bu plana göre ayarlandı. O gün Tayyip Erdoğan Rize de, Gül de Kayseri'de olacaktı. Çok ters bir şey olursa ikisi ABD'liler tarafından alınacaktı. Bu planı Wolfowitz hazırlamıştı.

- Ne tür bir terslik bekliyordunuz?

- AKP'li: Tayyip Erdoğan ve Gül'e yönelik askeri bir hareket olabilir diye düşündük.

- Yani AKP üst yönetimi, AKP'nin yıldız danışmanı ve İstanbul'daki iki işadamı Türk askerlerinin başına çuval geçirileceğini biliyor muydu?

- AKP'li: Evet tabii. Yanılmıyorsam bir de emekli bir Paşa biliyordu..

- Hiçbir kimse çıkıp ta Tayyip ve Gül'e bunun sonuçlarının çok ağır olabileceğine ilişkin görüş bildirmedi mi?

- AKP'li: Tezkerenin mecliste reddedilmesine çok kızmıştık. ABD Savunma Bakanı arkamızdaydı. Kendimizi çok güçlü hissediyorduk!

- Ordunun sessiz kalacağını mı düşündünüz?

- AKP'li: Biz değil, Wolfowitz öyle düşündü. Türk askerlerinin başına çuval geçirilince, Genel Kurmay Başkanı Özkök ve diğer Kuvvet Komutanı Paşaların, o günkü harekâtın nöbetçisi Büyükanıt'ın istifa edip emekli olacaklarını öngörmüştük. Eğer o gün paşalar istifa etseydi, bizim Genel Kurmay Başkanımız hazırdı.

- Kimdi?

- AKP'li: Onu söylemem."


***

Konuşmanın devamında Özkök Paşa'nın "Fethullahçı" olarak lanse edildiği ve yıpratılmaya çalışıldığı anlat ılıyor. O bölüm de çok ilginç. Bunu da yarın yazacağım.

Can ATAKLI

'Çuval olayında paşalar istifa etmeyince Özkök için 'Fethullahçı'
söylentisi çıkardık'


Dün size "AKP İntihara Gidiyor" isimli kitaptan çok çarpıcı bir bölüm aktarmıştım. Bu kitap aylardır piyasada satılıyor, yazdığım bölüm internet sitelerinden yüz binlerce kişiye ulaştı. Bir tek yerden "çıt" bile çıkmıyor. Ne AKP yalanlıyor, ne kitap hakkında dava açılıyor ne de bir toplatma kararı alınmış. Yani bir anlamda "sessiz bir onay" var. İnsan bu dehşet verici ifadeleri okudukça çok şaşırıyor

Bugün, dün yazdığım bölümün hemen arkasından gelen ve internet sitelerinde yer verilmeyen daha da dehşet verici bölümü yazıyorum. Bu bölümde itiraflarda bulunan AKP'li danışman, AKP'nin başta İngiltere, pek çok batılı ülkenin yardım ve desteği ile kurulduğunu anlatıyor.

Ayrıca Hilmi Özkök Paşa'nın "nasıl Fethullahçı yapıldığına" ilişkin çok çarpıcı i fadeler de Bulunuyor

"- Sizin Genelkurmay Başkanınız kim olacaktı?

AKP'li: Söyleyemem. Ama Paşalar istifa etmeyince dümen yarım kaldı. Paşaların kesin kararlı oluşu ve çuval olayını Türkiye'nin lehine kullanmaları, bizim oyunumuzu kökten boşa çıkardı. Paşalar istifa etmeyince Özkök Paşa'ya 'Fetullah Hocacı' diyelim ve Onu gözden düşürelim kararı aldık...

- Neden?

AKP'li: Çünkü Özkök Paşa'nın namaz kıldığı söylenmişti. Eğer Özkök Paşa'ya 'Fethullah Hocacı' diye iftira atar ve tutturursak, o da mecburen istifa eder, biz de böylece intikam alırız diye düşündük.

- Yani Özkök Paşa 'Fethullah Hocacı' değil mi?

AKP'li: Ne ilgisi var? Mümkün mü? Paşa samimi Müslüman bir adam.'Çamur at, izi kalır' diye böyle yaptık!

- Ama sonuç alamadınız!

AKP'li: Kimse inanmadı. Bunun üzerine Emin Çölaşan gibi yazarlara Özkök Paşa'nın 'Fethullah Hocacı' olduğu yalanı sızdırıldı.
Wolfowitz'in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu,

Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu. Hilmi Özkök'ün aleyhinde yayınlar yapıldı.

- Özkök Paşa istifa etseydi, yerine kim geçecekti? Büyükanıt Paşa mı?

AKP'li: Yok canım. Ancak Büyükanıt Paşa'yı Özkök Paşa'ya karşı sadece kullanmaya çalıştık. Aziz Yıldırım, ABD'deki bazı askerler Büyükanıt Paşa'yı etkilemeye çalıştı ama Büyükanıt oyuna gelmedi. O oyuna gelmeyince 'Sabetayist' olduğunu yaydık. (Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinden falan...)

- Onun kabahati neydi?

AKP'li: Bizim (AKP'nin) Genelkurmay Başkan adayımız o değildi (Bizim adamımızın olması için, onun da kötülenmesi gerekliydi.. .)

- TSK' ya müdahale etmeniz saçma değil mi?

AKP'li: Arkamıza ABD Savunma Bakanı'nı, iki-üç tane çok önemli işadamını ve bir emekli paşayı da alınca, kolayca bu işten sıyrılırız ve kot arırız diye düşündük.

- Neden?

AKP'li: Özkök Paşa'yı, Büyükanıt Paşa'yı, Genelkurmay'ı ve galiba genel olarak TSK'yi çok basite indirgedik. Çok boş gördük onları.. Ama öyle değilmiş yanıldık. Mesela sizin SESAR'ın ve Atatürkçülüğünden, milliyetçiliğinden emin olunan kalemlerin paşalara yönelik ağır eleştirileri işimizi kolaylaştıracağına, bozdu. Birçok operasyonda nasıl olsa siz ve diğerleri sonuç alır diye, biz el atmadık.

- Demek ki emekli bir paşa orduyu iyi analiz edememiş.

AKP'li: Sadece o değil, ABD'li, İngiliz, İsrailli, Fransız birçok
uzmandan TSK' ya karşı yürüttüğümüz savaşta yardım aldık. Ama onlar da çuvalladı. Hepimiz çuvalladık. Bu kabinenin (AKP hükümetinin) Listesi, Londra ve ABD'de oluşturuldu. Bakanlar Kurulu'nda İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillerin, Almanların, Fransızların kotası olduğu söylendi. Biz itiraz ettik, iftira dedik. Ama maalesef realite bu. İngilizlerin elinde ipimiz. Dış güçlerin piyonu gibiyiz!..

- Sadece onlar mı?

AKP'li: Onlar (İngilizler), hem ABD'lileri, hem İsraillileri hem
Almanları, hem de AB üyelerini parmaklarında oynatıyor. Barzani'yi, Talabani'yi, Kürtleri ve Arapları.

- İngiliz Büyükelçisi Westmacott?

AKP'li: O en büyük fitne başı. Hükümet'in içine düştüğü açmazın mimarı o, 'Kürt devletini kabul edin, Arap ve Yahudi sermayesi Türkiye'ye akacak' dedi. Bizi yanlış yönlendirdi.. .

- RTE'nin Kürt sorunu söyleminin mimarı o mu?

AKP'li: Öncelikle İngilizler ve tabii Westmacott. İsrailliler de var.
- Sana göre İngilizlerin amacı ne?

AKP'li: Onlar (İngilizler), Hindistan ve Çin'i arkalarına alarak dünyaya yeniden egemen olmayı planlıyorlar. 'Güneş batmayan imparatorluk'şehveti içindeler . ABD'yi Irak batağına çeken

İngilizler ve Yahudilerdir. İngilizler ABD'yi bölgeden uzaklaştırıp, Kürt devleti ve İsrail ile ittifak kurup Ortadoğu'ya oturmak istiyorlar. Bu sebeple ABD ile İslam ülkelerinin arasını açtılar;
özellikle 11 Eylül'den sonra. Westmacott bizimkine (RTE) demiş ki, İngiltere, Rusya, Çin ve Hindistan ile birlik oluşturuyoruz. ABD bölgeden tasfiye olacak.

- Tezkerenin suçlusu bu durumda İngiltere olmuyor mu? İngilizler, hem İsrail'i hem de ABD'yi yanıltıyor. AKP, bu İngiliz dümenini yenecek güçte mi?

AKP'li: Biz İngiliz malı bir partiyiz. Ya da Almanların deyimi ile
'ankesörlü telefon' gibiyiz. Jetonu kim atarsa, onun düdüğünü
çalıyoruz. Hiçbir şeye hazır değilmişiz. Kullanılmışız. İngilizler
ince ama vahşice, İsrail, ABD üzerinden, ABD IMF üzerinden, Almanlar, Fransızlar AB ve Kürtler üzerinden ama tüm düşmanlarımız, hem Kürtler, hem AB v e ekonomi üzerinden AK Parti hükümetini kullanıyor. Çok üzülüyor ve kahroluyorum. İstanbul'un Fethi Şenlikleri'ni düzenleyen bir maziden şimdi İstanbul'un işgalini tezgâhlayan bir parti konumuna ve işbirlikçi adamlara dönüştük.

- Çok ağır bir itiraf değil mi?

AKP'li: Daha özelleştirme ve rüşvetteki dolaplara gelmedim.
Yabancılar (İngilizler, ABD'liler, İsrailliler, v.s.) muhalefete
hâkim. MHP İngiltere'ye teslim olmuş durumda, Ağar'ı çok rahat pasifice ederler.

Erkan Mumcu İngilizlerin tam kontrolünde. Westmacott, 'CHP bizimdir ve sizin en büyük yardımcınızdır' dedi. AK Parti'nin durumu ortada.

- Rezalet.

AKP'li: Rezaletten de beter, tam işgal ve işgale bizler (AKP'liler)
önayak oluyoruz. Sizin dedikleriniz doğru, hainler mangasıyız biz.

- Çok iyi bir sohbet oldu.. Müsaade ederseniz ben bunları yazayım , siteden kamuoyuna yansıtalım."

-173034
img img
img
  2010-01-07 00:29:11 
img
9 YILDA NE DEĞİŞTİ~4780
YAŞAMIN YANKISI Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.Merak ediyor ve- ''Sen kimsin?'' diye bağırıyor. Aldığı cevap 'Sen kimsin?' oluyor.Aldığı cevaba kızıp - ''Sen bir korkaksın!'' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'Sen bir korkaksın!' diye cevap veriyor. Çocuk babasına dönüp- ''Baba ne oluyor böyle?'' diye soruyor.- ''Oğlum'' der babası, ''Dinle ve öğren!'' ve dağa dönüp ''Sana hayranım!'' diye bağırıyor.Gelen cevap ''Sana hayranım!'' oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ''Sen muhteşemsin!''Gelen cevap; ''Sen muhteşemsin!'. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.Babası açıklamasını yapıyor:- ''İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.'' Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.-173033
img img
img
  2010-01-07 00:25:50 
img
Soysal\'dan itfaiye ihalesiyle ilgili iddialar~4777
Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış.
Ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları.
Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye.
Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki,
Bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı.
"Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi.
"Nereye gideriz" diye düşünürlerken.
"Bir dakika" diye bir ses duymuşlar
Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan.
"Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz.
Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi."
Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına.
Topal aslan "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lafa:
"Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden. Verin onu bize, siz de kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!.."
Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş.
Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife.
Bir tek yaşlı benekli öküz "Olmaz" demiş ama kimseye dinletememiş sözünü.
Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara.
Bütün sürünün selameti için bir öküz.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış.
Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra.
"Acıktık" demişler
Topal aslan boz öküzün yanına giderek "Selam" diye girmiş söze:
"Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Ama büyük bir problemimiz var!.."
"Nedir?" demiş boz öküz…
"Şu sizin uzun kuyruklu öküz" demiş topal aslan ve devam etmiş:
"Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün."
Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla.
Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan.
Hepsi de "Verelim gitsin" demişler.
Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar.
Her geçen gün aslanlar daha da güçlenmişler.
Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar
Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış.
Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış.
"Verin bize şu öküzü sonra karışmayız" derlermiş sadece.
Zavallı öküzlerin "Hayır" diyebilecek güçleri kalmamış.
Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona.
"Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu savaşı aslanlara karşı, oysa ne kadarda güçlüydük?" diye sormuş biri boz öküze.
"Biz" demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek,
"Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı!.."
-173031
img img
img
  2010-01-07 00:24:09 
img
Al zammını başına çal~4762
AMERİKANYA : "Masal bu ya"

Zamanın birinde, Kâşifler den biri çok uzaklarda, Okyanuslar ötesinde büyük bir kara parçası keşfetmiş. Bunu duyan İngilizya lı kanun kaçakları hırsızlar, çeşitli suçlardan arananlar, altın arayıcıları bu kara parçasına akın etmişler.

Akın etmekle kalmayıp, ilerleyen zaman içinde asıl o kıtada yaşayan yerlileri yok edip, büyük kara parçasını ele geçirmişler!

Ve o kıta ya Amerikanya adını vermişler... Bu Amerikanya zamanla öyle büyümüş ki, Dünyanın diğer birçok ülkesini, gerek savaşlarda kan dökerek, gerekse o ülkeleri kendine borçlandırmak kaydı ile ve gerekse para ile satın alarak kendisine mahkûm etmiş.

Bir zaman sonra Amerikan yanın İsrafilos adında bir oğlu olmuş. Amerikanya bu oğlunu öyle sevmiş ki, ona Orta doğunun göbeğinde, önceleri satın almak, sonraları da masum insanların kanını akıtmak suretiyle bir ülke yaratmış. Amerikan yanın şımarık oğlu bu kadarla da yetinmeyip, baba ocağı Amerikanya nın bütün önemli kalelerini ele geçirmiş. Ve öyle bir hale gelmişler ki; birbirlerinden ayrılamaz, içtikleri su ayrı gitmez olmuş.

Giderek Amerikanya, başka çocukların özlemini çeker olmuş. Afganikya da Talliş, Irakistan da Saddiş adında iki oğlu daha olmuş. Bu iki oğul da Babalarının desteği ile Ülkelerinin başına geçerek halkına kan kusturmuş… Tabi bu Amerikan yanın umurunda değilmiş aslında…

Ama bu iki oğul gerektiğinden fazla güçlenince, hem babalarına hem de büyük ağabey İsrafilos a kafa tutar olmuşlar. Çocuklar arasında ki kıskançlık kavgaları o kadar büyümüş ki, Amerikanya sonunda bakmış ki başa çıkamayacak bu şımarık çocuklarla, ortadan kaldırmanın yollarını arar olmuş. Zaten büyük oğlan İsrafilos ta babasının bir an önce karar vermesini bekliyormuş. Çocuklarının arasındaki kavgada Amerikanya hep İsrafilos u kayırdığından ve desteklediğinden, İsrafilos hep kazanan taraf oluyormuş.

Amerikanya sonunda vazgeçemediği büyük oğlu srafilos u da yanına alarak, diğer kendini bilmez iki çocuğunu, yani Talliş ile Saddiş i bir çırpıda harcayıvermiş…

Bu arada Amerikanya nın Orta doğu coğrafyasın da Tayem ve Gülyem adında iki oğlu daha olmuş. Bu olaylar yaşanırken Tayem le Gülyem iyice büyüyüp serpilmiş. Artık babalarının elinden tutacak hale gelmişler. Babaları da onların önünde ki tüm engelleri kaldırıp, gelişmeleri için elinden gelen her şeyi yapmış. Hatta onları da bulundukları ülkenin başına getirmiş. Çünkü çocuklarının hiçbir şekilde sözünden çıkmayacağından eminmiş…

Zaman geçtikçe Tayem le Gülyem öyle büyümüş ki, Başına geçtikleri Ülkenin de Bölgede ki gücünden yararlanarak vazgeçilmez olduklarına inanmaya başlamışlar. Artık o kadar kendilerine güvenmeye başlamışlar ki, Babalarının biricik oğlu İsrafilos a da başkaldırmaya başlamışlar. Önceleri kardeş kardeş geçinirlerken aralarındaki kıskançlık giderek büyümüş ve kim daha çok Amerikanya babanın sevgili çocuğu olacak mücadelesi, açıkça kavgaya dönüşmüş.

Tabi bu kavgada Amerikanya, her zaman olduğu gibi İsrafilos un yanında yer almış. Tayem ve Gülyem buna çok gücenmiş, Talliş ve Saddiş kardeşlerinin başına gelenlerden ders almamış olan Tayem ve Gülyem, önce büyük kardeş İsrafilos a sonrada Amerikanya babaya karşı çıkmaya başlamışlar. Bu arada Amerikan yanın kendilerini harcayacağını anlayan ve Ülkelerinde kötüye giden durumlarını da kurtarmak zorunda kalan Tayem ve Gülyem, Amerikan yanın düşman olduğu ülkelerin de içinde olduğu diğer ülkelerle yeni arayışlar içine girmişler.

Ve şimdiler de, genelde Dünya ve özel de de kendi ülkesindeki insanlar, Talliş ile Saddiş in başına gelenler acaba onların da başına gelir mi diye, kaygılı bir bekleyiş içine girmişler…!'

Masal şimdilik bu beklentiler le sona ermiş. Ve insanlar Talliş le Saddiş in başına gelenler onların başına gelmez inşallah demiş!..
-173030
img img
img
  2010-01-06 16:59:46 
img
ERDOĞAN AMERİKA\'YI \"BU KADAR\" SEVİYOR ~4774
Konu: DUR BOPÇU !!!!! DUR BOPÇU !!!!! Dur Bopçu! Oval'den oturtulduğun,O koltuk tasmayı taktığın yerdir !Türkün mülkü diye, satıp durduğun,Bu toprak Şehide tapulu yerdir ! Bu Tümsek, Mehmedin vatan boyunca,Uzanan türbesi yer-gök boyunca,Ölüsü-dirisi ebed boyunca,Nöbeti nöbete devreden yerdir ! Bu BOP'un sandığın yolun sonunda,Masayı kuranlar ateş yolunda,Misak-ı Milliye çıkar sonunda,Mehmedin mührünü bastığı yerdir ! Düşün ki, haşroldu Cengiz Kamalla,Senin soyun uyur ancak kavalla,Türkü esir aldım sanma çuvalla,Ananı çuvala tıktığı yerdir ! -173006
img img
img
  2010-01-06 11:42:48 
img
Savcıdan \'yeni cunta\' sorusu~4767
Özel Harp Dairesi Seferberlik Tetkik Başkanlığı günlerdir aranıyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinin olası bir işgal, sıcak savaş durumunda alacağı tedbirler, yurt savunması için yaptığı planlar bir bir açığa çıkıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri yumuşak karnından vuruluyor. Pıstırma harekatının son aşamaya getirildiği anlaşılıyor. Yurt savunmasıyla ilgili en değerli bilgilere ulaşılıyor.



Aramayı bir hakim yapıyor, bilgilere de sadece o ulaşıyor. Belgeleri inceleyip notlar alıyor, tutanağa geçiriyor. Haberler böyle.



Bu hakim, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen savaşın önemli bir ayağı olan Atabeyler soruşturmasında Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının tutuklanmasına karar veren hakim. Ayrıca, verdiği bir başka kararla da polisin tüm Türkiye'yi dinlemesine olanak sağladı.



Sorular

Bu hakime güvenmeli miyiz? Yurt savunmamızla ilgili sırları saklayacak mı? Aramaya neden ara veriliyor? Neden yeniden başlıyor? Ele geçirilen bilgiler değerlendirilip: "Yok bu değil. Bu kadarı yeterli değil. Daha derinlere inelim. Bakalım Yurt savunması nasıl yapılacak. İyice anlayalım. Tekrar arayalım." mı deniyor? Bu deniyorsa kim diyor? Bu aramaların Başbakanlığa yürüme mesafesinde olduğu, ve tüm operasyonları yürüttüğü söylenen yapıyla bir ilgisi var mı?



Polis teşkilatına ağır silahlar alınması konusu gündemde. Türk Silahlı Kuvvetleri tasfiye edilip yerine Fetullahçılar'dan oluşan bir polis gücü mü oluşturulacak? Bu güç kime karşı kullanılacak?



Başbakan Erdoğan, ABD ziyareti sırasında Başkan Obama ile neler konuştu? Büyükelçi neden istifa etti? Bizim bilmediğimiz şeyler mi biliyor? ABD'nin Irak'tan çekilirken Türkiye topraklarını kullanması konusu konuşuldu mu? Konuşulduysa Başbakan Erdoğan bu konuda Obama'ya ne söz verdi?



Bilinenler

Obama, Başkan adayı olduğundan bu yana, Irak'tan çekileceğini anlatıyor. O'nun hedefinde Afganistan ve Pakistan var. Obama'nın planına göre, 142 bin ABD askeri, 16 ay içinde Irak'tan çekilecek. Çekilme 2010 yılında başlayacak. Askeri malzemenin önemli bir bölümünün Kuveyt üzerinden taşınılması düşünülüyor. Ancak askerin nereden gideceği konusunda söylenenler pek açık değil. Çekilme sırasında Türkiye topraklarının kullanılması olası. Böyle olursa, ABD, açılım'a konu olan bölgenin pek çok yerinde askeri tesisler kuracak. Buralara yerleşecek. Gerekçesi de 16 ay sürecek olan geri çekilme işini yürütmek.



Ancak bu iş için Meclisten bir teskerenin geçirilmesi gerek. Meclisten teskere geçer mi? Biraz zor. Bu iş teskeresiz olur mu? Dik duracak bir askeri güç olmazsa neden olmasın? İktidar dikta rejimini yavaş yavaş kuruyor nasıl olsa.



Açılım konusu gündeme geldiğinde yaptığım araştırmalarda pek çok rapor okudum. Askeri, siyasi, akademik, istihbaratçı pek çok yazar, raporlarında bir ortak noktada birleşiyordu. Onlara göre, Kuzey Irak'ta Kürt devleti ilan edilmeden önce Türkiye'de Kürt sorunu çözülmeliydi. Bu konu çözüme ulaşmadan Kuzey Irak'ta Kürt Devleti ilan edilirse, Türkiye büyük olasılıkla Kuzey Irak'ı işgal edebilirdi. Bu konuda fazla ileri gidenler arasında, Türkiye'ye haddinin bildirilmesini isteyenler bile vardı.



ABD'nin B planı

Kuzey Irak'ta Kürt Devletinin ilanının Türkiye korkusuyla ertelendiği anlaşılıyor. Yoksa devlet olmak için tüm gerekler yerine getirildi. ABD, işin Türkiye tarafını çözecek. Nasıl mı?



ABD'nin A planı Kürt Açılımıydı. Ancak Türkiye halkının büyük tepkisiyle karşılaşınca gerçekleşme olasılığının sıfır olduğu ortaya çıktı. ABD B planını uygulamaya koydu.



PKK, Tokat'ta üstü örtülemez bir eylem yaparak açılım sürecinin sona ermesini sağladı. Bunu ABD talimatıyla yaptığı gün gibi aşikar. Bu sayede gelişmelerin kendi mücadelelerinin başarısı olduğunu sanan DTP'liler de tasfiye edilmiş oldu.



Kürt Devletinin kurulması sürecinde ABD, DTP'lileri tasfiye etmiştir. Baydemir'in çıldırmasının asıl nedeni budur.



Öte yandan,Türk Silahlı Kuvvetlerine de son darbe vurularak, tüm savunma bilgileri öğrenildi. Bu bilgiler ışığında önlemler alınacak, Türk Silahlı Kuvvetleri yurt savunmasında etkisiz bırakılacaktır.



ABD, Irak'tan çekilirken İskenderun'dan başlayan, Suriye ve Irak sınırını kapsayan bir bölgeye yerleşecek. Hatta işgal edecek. Egemenliği altına alarak Irak'ta ilan edilecek Kürt Devletinin sınırını Türkiye'ye karşı korumaya alacaktır.



Kürtlerin tek ve mutlak hakimi Barzani olacaktır. Bu yolla, Kürt sorunu da ABD'nin istediği şekilde çözülecek, Kuzeyiyle, Güneyiyle Kürdistan; Barzani'nin liderliğinde tek devlet olacaktır.



Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yanındayız

Bu anlattıklarım kimilerine komplo teorisi gibi gelebilir. Ben, olayları ve bilgileri bir araya getirdiğimde bunları görüyorum. Bu yüzden de Türk Silahlı Kuvvetlerine her zaman olduğundan daha fazla destek olmak gerektiğini düşünüyorum.



Meydanlarda hep bir ağızdan Ordumuza desteğimizi haykırmalı, ona karşı yürütülen açık savaşta yanında olduğumuzu dile getirmeliyiz.



Türk Silahlı Kuvvetlerimizi; yeniden Mustafa Kemal Paşa'nın Ordusu olarak görmek istediğimizi haykırmalıyız.



Mustafa Kemal Paşa'nın Ordusunun da mutlaka bir B planı vardır.
-172973
img img
img
  2010-01-06 10:46:31 
img
Tüberküloz hâlâ ciddi tehdit~4763
Adana Lokantacılar ve Kebapçılar Odası Başkanı Şefik Aslan, birkaç firmanın küçük kârlar uğruna halka yedirdikleri at-eşek etinin, yüzlerce kebapçıyı mağdur ettiğini söyledi.



Denetimlerde, at-eşek eti yedirdikleri tespit edilen firmaların aslında uzun yıllardır aynı kaçak kesimleri yaptıklarının bilindiğini, ancak bugüne kadar yeterince denetim yapılmaması nedeniyle yakalanamadıklarını savunan Aslan, ''Yıllardır aynı şahıslar aynı mekanda kesiyor, denetim yetkisi olanlar görevini yapmıyordu. Sadece çevre halkından bir şikayet gelirse denetim yapılıyordu'' dedi.



At-eşek eti yedirenlerin hep aynı kişiler ve firmalar olduğunu öne süren Aslan, onların küçük karları yüzünden kent ekonomisinin ve kebapçıların daha fazla maddi ve manevi zarar gördüğünü ifade etti.



Vatandaşların üretim izni olmayan yerlerden et ve et ürünleri almamalarını isteyen Aslan, şöyle devam etti:



''At-eşek eti yedirenlere 5179 sayılı 'Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun'un 29/d maddesi uyarınca Türk Gıda Kodeksi'ne uygun faaliyet göstermedikleri için 5 bin 600 lira idari yaptırım cezası uygulanıyor. Bu cezanın miktarı, kent ekonomisi ve sektör mensuplarının gördüğü zararın yanında hiç kalır. Cezai yaptırımlar artırılmalı, caydırıcı hale getirilmeli, denetimler de sürekli kılınmalı.''



Adana kebabını tanıtmak için Adana Ticaret Odası'nın da öncülüğünde önemli çalışmalar yaptıklarını anlatan Aslan, ''Yaptığımız onca çalışma bir kalemde adeta silindi. Halk da konuyu fazla abarttı, satışlarımız ortalama yüzde 50 düştü. Bundan kent ekonomisi de zarar gördü'' diye konuştu.



Aslan, söz konusu firmaların yemek ihalesini kişi başı 1.89 lira ücretle aldıklarına dikkati çekerek, ''Bu firmalar, üç çeşit yemeği bu rakama verip, üzerine nakliyeyi de eklediklerinde nasıl kar ettiklerini kamuoyuna açıklasınlar'' dedi.
-172962
img img
img
  2010-01-06 10:27:59 
img
Tutuklama istemine ret~4758
Meloş Çetinkaya 06 Ocak, 01:52 Yanıtla
YAŞAMIN YANKISI


Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor.
İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.
Merak ediyor ve
- ''Sen kimsin?'' diye bağırıyor. Aldığı cevap 'Sen kimsin?' oluyor.
Aldığı cevaba kızıp - ''Sen bir korkaksın!'' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'Sen bir korkaksın!' diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp
- ''Baba ne oluyor böyle?'' diye soruyor.
- ''Oğlum'' der babası, ''Dinle ve öğren!'' ve dağa dönüp ''Sana hayranım!'' diye bağırıyor.Gelen cevap ''Sana hayranım!'' oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ''Sen muhteşemsin!''Gelen cevap; ''Sen muhteşemsin!'. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.Babası açıklamasını yapıyor:
- ''İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.''
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
-172958
img img
img
  2010-01-06 10:15:04 
img
Yargıtay\'da atamalar bir an önce yapılmalı~4752
ADALET HANIM
ADALET HANIMI BIÇAKLADILAR
HEM DE ,
TAM KALBİNİN ,
ORTASINA SAPLADILAR .
ADALET HANIM AĞIR YARALI
DURMUYOR KANAMASI
ACİLEN BEKLİYOR KURTARILMAYI ...
ADALET HANIMIN
GÖZLERİ DE AÇILDI
GÖRÜYOR ARTIK TARTILANLARI
TARAFSIZ VERMİYOR KARARINI .
ADALET HANIMI İĞFAL ETTİLER
ADALETSİZLER ....
ADALET HANIM HASTA .
ADALET HA...NIM YASTA .
ADALET HANIM AĞLIYOR
HIÇKIRA HIÇKIRA ...
ADALET HANIM RAFTA
İNDİRİLMEYİ BEKLİYOR
ADALET SARAYINDA ...
ADALET HANIM ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA
BAĞIRIYOR BU ULUSA
KURTARIN BENİ DİYOR
KURTARIN ADALETSİZLERDEN
DUYSANIZA ARTIK DUYSANIZA ...

MELAHAT ÇETİNKAYA-172956
img img
img
  2010-01-06 10:07:08 
img
Yargıtay\'da atamalar bir an önce yapılmalı~4752
Konu: HAYAT DERSLERİ Herkes kendi tercih ettiği şekilde yaşar. Ama siz yine de bu hayat derslerine bir göz atın. Belki de kötü giden hayatınızı iyiye çevirebilecek bir ipucu vardır. * İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.* Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun.* İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.* Seni takmayanı sende takma, konuşmayanla asla konuşma.* Güvenmediğin biriyle asla flört etme.* Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme. * İnsanlara doğru değer ver, haketmeyenleri sil.* Kimseye yalvarma.* Asla dönüp de arkana bakma.* Sır tutmasını bil.* Dostlarının yeri ayrı, sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını, dostların için sevgini satma.* Hakettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme, sorun sen değilsin.* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.* Kendini öven insanlardan kaç.* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini gözardı etme.* Göz göre göre su birikintilerine taş atma, mutlaka üzerine sıçrar.* Gözyaşlarının değerini bil. Onları haketmeyenler için harcama.* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah'a hakaret etme!* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.* Kendini sev.* Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.* Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.---------------------172954
img img
img
  2010-01-06 10:03:17 
img
Atatürk düşmanlarına Özakman\'dan tokat~4739
Halkın Meclisi HALKIN MECLİSİ üyelerine bir mesaj gönderdi. --------------------Konu: KÖY ENSTİTÜLERİNİ BİLİRMİSİNİZ? Benim nüfus cüzdanımda doğum yerim Akçadağ yazar.Akçadağ Köy Enstitüsünde doğmuşum.Babam iş dersleri öğretmeni olup öğrencilerin ilk yaptıkları tahta bavulların yapılışını atelyede izlemişimdir.Öğrencilerin içinde çok yetenekli resim ve tahta oymacılığı ile çamurdan heykel yapanları hayranlıkla seyretmişimdir.İlk matbaa ile köy enstitüsünde tanıştım ve kurşun harflerle yıllarca oynadım,yazılar yazdım.Matbaa kokusu ile çocukluğumdan beri tanışırım.İlk sinemayı da köy enstitüsünde gördüm izledim.Daha pek çok ilki Akçadağ köy enstitüsünde gördüm izledim ve yaşadım.Annemin babası dedem de Tarım öğretmeni eğitmendi.Tarımı,hayvancılığı orada gördüm ve izledim.Ama ne yazık ki bu okullar komünist yetiştiriyor diye çıkarları zedelenenlerce kapatıldı.Yerine imam hatip okulları açıldı,sonuç ortada.Köy Enstitüleri bir 20 yıl daha açık kalsaydı,ülkemizin yeri gelişmiş ülkelerle eşit olurdu.Peki gene bu okullar hemde yeni teknolojiye göre açılamaz mı?Öyle bir açılır ki Türkiye'yi kimse tutamaz.Ama o okulları açacak yürekli insanlara ihtiyaç var.Lütfen Atatürk'ün projelerinden biri olan Köy Enstitülerini inceleyin hayatta olan bu okullardan mezun öğrencilere nasıl bir okulda okudunuz? diye sorun bilgilenin çevrenize bu projeleri aktarın,paylaşın.Paylaşın ki bu okullar yeni teknoloji ile tekrar açılsın ve yurdumuz hızla ileriye gitsin. Sevgiler.---------------------172953
img img
img
  2010-01-05 21:34:27 
img
Tekel işçileri köprü eyleminde~4755
türküye çumhuriyeti bir hukuk devletiydi içine ettiniz sayın başbakan...-172930
img img
img
  2010-01-05 19:37:52 
img
8 ilde operasyon: 20 gözaltı ~4746
çok hoş bir yazıPaylaş
01 Aralık 2009 Salı, 13:10 | Notu Düzenle | Sil
ÇOK HOŞ BİR YAZI...! EMİNİM ZEVKLE OKUYACAKSINIZ!:))

AMERİKANYA : "Masal bu ya"

Zamanın birinde, Kâşifler den biri çok uzaklarda, Okyanuslar ötesinde büyük bir kara parçası keşfetmiş. Bunu duyan İngilizya lı kanun kaçakları hırsızlar, çeşitli suçlardan arananlar, altın arayıcıları bu kara parçasına akın etmişler.

Akın etmekle kalmayıp, ilerleyen zaman içinde asıl o kıtada yaşayan yerlileri yok edip, büyük kara parçasını ele geçirmişler!

Ve o kıta ya Amerikanya adını vermişler... Bu Amerikanya zamanla öyle büyümüş ki, Dünyanın diğer birçok ülkesini, gerek savaşlarda kan dökerek, gerekse o ülkeleri kendine borçlandırmak kaydı ile ve gerekse para ile satın alarak kendisine mahkûm etmiş.

Bir zaman sonra Amerikan yanın İsrafilos adında bir oğlu olmuş. Amerikanya bu oğlunu öyle sevmiş ki, ona Orta doğunun göbeğinde, önceleri satın almak, sonraları da masum insanların kanını akıtmak suretiyle bir ülke yaratmış. Amerikan yanın şımarık oğlu bu kadarla da yetinmeyip, baba ocağı Amerikanya nın bütün önemli kalelerini ele geçirmiş. Ve öyle bir hale gelmişler ki; birbirlerinden ayrılamaz, içtikleri su ayrı gitmez olmuş.

Giderek Amerikanya, başka çocukların özlemini çeker olmuş. Afganikya da Talliş, Irakistan da Saddiş adında iki oğlu daha olmuş. Bu iki oğul da Babalarının desteği ile Ülkelerinin başına geçerek halkına kan kusturmuş… Tabi bu Amerikan yanın umurunda değilmiş aslında…

Ama bu iki oğul gerektiğinden fazla güçlenince, hem babalarına hem de büyük ağabey İsrafilos a kafa tutar olmuşlar. Çocuklar arasında ki kıskançlık kavgaları o kadar büyümüş ki, Amerikanya sonunda bakmış ki başa çıkamayacak bu şımarık çocuklarla, ortadan kaldırmanın yollarını arar olmuş. Zaten büyük oğlan İsrafilos ta babasının bir an önce karar vermesini bekliyormuş. Çocuklarının arasındaki kavgada Amerikanya hep İsrafilos u kayırdığından ve desteklediğinden, İsrafilos hep kazanan taraf oluyormuş.

Amerikanya sonunda vazgeçemediği büyük oğlu srafilos u da yanına alarak, diğer kendini bilmez iki çocuğunu, yani Talliş ile Saddiş i bir çırpıda harcayıvermiş…

Bu arada Amerikanya nın Orta doğu coğrafyasın da Tayem ve Gülyem adında iki oğlu daha olmuş. Bu olaylar yaşanırken Tayem le Gülyem iyice büyüyüp serpilmiş. Artık babalarının elinden tutacak hale gelmişler. Babaları da onların önünde ki tüm engelleri kaldırıp, gelişmeleri için elinden gelen her şeyi yapmış. Hatta onları da bulundukları ülkenin başına getirmiş. Çünkü çocuklarının hiçbir şekilde sözünden çıkmayacağından eminmiş…

Zaman geçtikçe Tayem le Gülyem öyle büyümüş ki, Başına geçtikleri Ülkenin de Bölgede ki gücünden yararlanarak vazgeçilmez olduklarına inanmaya başlamışlar. Artık o kadar kendilerine güvenmeye başlamışlar ki, Babalarının biricik oğlu İsrafilos a da başkaldırmaya başlamışlar. Önceleri kardeş kardeş geçinirlerken aralarındaki kıskançlık giderek büyümüş ve kim daha çok Amerikanya babanın sevgili çocuğu olacak mücadelesi, açıkça kavgaya dönüşmüş.

Tabi bu kavgada Amerikanya, her zaman olduğu gibi İsrafilos un yanında yer almış. Tayem ve Gülyem buna çok gücenmiş, Talliş ve Saddiş kardeşlerinin başına gelenlerden ders almamış olan Tayem ve Gülyem, önce büyük kardeş İsrafilos a sonrada Amerikanya babaya karşı çıkmaya başlamışlar. Bu arada Amerikan yanın kendilerini harcayacağını anlayan ve Ülkelerinde kötüye giden durumlarını da kurtarmak zorunda kalan Tayem ve Gülyem, Amerikan yanın düşman olduğu ülkelerin de içinde olduğu diğer ülkelerle yeni arayışlar içine girmişler.

Ve şimdiler de, genelde Dünya ve özel de de kendi ülkesindeki insanlar, Talliş ile Saddiş in başına gelenler acaba onların da başına gelir mi diye, kaygılı bir bekleyiş içine girmişler…!'

Masal şimdilik bu beklentiler le sona ermiş. Ve insanlar Talliş le Saddiş in başına gelenler onların başına gelmez inşallah demiş!..

-172926
img img
img
  2010-01-05 16:46:20 
img
\'Bunu da yaptılar, bunu da yaptırdılar\'~4731
EY YOLCU

Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma.

Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de…

Unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama hedef değişmez.

Yolcuya bakıp, yolu tanıma. Yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.

Vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; Asil vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; Yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal…

"En doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar. Onlar,karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.

Aldırma…

Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. Dikenine katlanmaktan söz edenler, âşık(mış) gibi davrananlardır. Gerçek âşık olanlarsa, dikenini de severler.



Dostum, yollar yürümek içindir. Fakat su gerçeği de hiç unutma: Yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.

Yol boyunca; Yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yolda fizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu, kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı girip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.



Aldırma, yürü. Göğsüne yüreğinden başka muska takma. Vahiy haritan, Nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlak karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun.



Doğru yol: insanların çoğunun gittiği yol değil, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

Yolda vereceğin her molayı öz elleştiri durağında vermelisin. Unutma, tövbe öz eleştiridir. Kendisini hesaba çeken, baskalarınca hesaba çekilmekten kurtulur.

Her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. Yön tayini sık sık gerekli olabilir. Haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.

Bir şey daha: Pusulayı sahte manyetik alanlardan, parazitler nesnelerden uzak tut; İbreyi saptırırlar da haberin olmayabilir.



Yol emniyetin için gerekli olan şartların başında bilinç gelir. Bilincini tahrif edecek her türlü uyuşturucudan uzak durmalısın. Hobilerinin, fobilerinin, korkularının bilincin üzerindeki saptırıcı etkisini iyi hesap etmelisin. O'ndan başkasından korkarsan, korktuğunun başına musallat edileceğini kesinlikle bilmelisin.

Yolda düşeceğin en büyük tuzak, yersiz korkularının tuzağıdır; Yani, kendi nefsinin sana kazdığı tuzaktır.

Hayırlı yolculuklar dostum.
-172915
img img
img
  2010-01-05 16:11:33 
img
\'Suçumu bilmek istiyorum\'~4751
mzah deyip geçmemek lazım tam gerçekleri yansıtmış resmen silvride guguk ve tiyatro var.............-172913
img img
img
  2010-01-05 09:28:01 
img
TEKEL işçisine kötü haber~4738
Bülent Arınç, "kozmik" odaya "kozmetik" oda demeye başladı.


Kendileri o işten iyi anlar çünkü.

Olduğu gibi değil...

Göründüğü gibi olmayı severler.

*



İşsizlik rakamları mesela... Baktın ki çok, alıverirsin fazlalığı, "Umudum kalmadı, iş aramıyorum artık" diyenleri çıkarırsın...

Olur sana mis gibi liposuction.

*



Baktın ki, istenmeyen kıllar var medyada...

Komple lazer epilasyon.



*



Milli gelire takarsın silikonu, şişirirsin, kıçımız açıkta ama, Pamela Anderson gibi göğsümüzü gere gere gezeriz hiç olmazsa.

*


Emekliler zaten botokslu...

Çakarsın alnının ortasına elektrik, su, doğalgaz, kira şırıngasını, kırışıklık mırışıklık kalmaz; en az 75'e kadar çalışır!

*


Siz zam zannediyorsunuz...

Peeling o.

İnce ince soyma yöntemi.

*

Bürokraside dolaşımı engelleyen Atatürkçü toksinlere karşı, tek çare, lenf drenaj... Basınçlı makineyle yaparsın masajı, usul usul, hissettirmeden atarsın vücuttan.


*


Kamuda biriken selülite karşı da, tabii ki, karboksiterapi... Dünyada, cilt altına karbondioksit gazı enjekte edilerek uygulanıyor; bizde ise, cilt altına değil,
direkt insanların suratına gaz püskürtme yöntemiyle daha iyi neticeler elde ediliyor.

(Tekel işçileri mesela... Otura otura obez olmuşlardı, iki seansta gençleştiler,
havuzda yüzmeye filan başladılar.)


*


Ve bakıyorsun, bunca estetik operasyona rağmen, memlekette her şey aslında olduğu gibi "yamuk" mu duruyor? Kolayı var kardeşim, rinoplasti... Zorla güzellik yani!



-172882
img img
img
  2010-01-05 01:04:52 
img
\'Bunu da yaptılar, bunu da yaptırdılar\'~4731
Kağan Bayındır 04 Ocak, 13:10 Yanıtla
Süleymaniye Camii'ne asılan 'Ne Mutlu Türküm Diyene' mahyası artık hatıralarda kalacak.
Türkiye, AKP devrinde bir skandala daha tanık oldu ve camilerden Türk adı tarihe karıştı. Camilere asılacak her mahya Diyanet'in denetimine alındı. İstanbul'un kurtuluşunun 86. yılı kutlamaları çerçevesinde camilere asılan ve orduya teşekkür içeren mahyalar üzerine yönetmelik değişti. Yeni yönetmeliğe göre bütün camilerde asılacak mahyalarda yer alacak metinleri önce Din İşleri Yüksek Kurulu inceleyecek.

Sadece dini içerikli olacak
Uygun görülen camilere sadece Ramazan ayında, dini bayramlarda ve dini günlerde mahya asılacak. İllerin kurtuluş günü gibi dini anlam taşımayan günlerde mahya kullanılamayacak. İzin verilen camilerdeki mahyalar da sadece dini içerikli olabilecek. Artık illerde valilik veya vakıf müdürlükleri gibi kurumlar mahya astıramayacak. 6 Ekim'de Eminönü'ndeki Yeni Camii'ye 'Milli birlik esastır', Sultanahmet Camisii'ne "Ordumuza şükran borçluyuz", Süleymaniye Camisi'ne "Ne mutlu Türküm diyene", Üsküdar Yeni Camii'ye 'Kurtuluşun kutlu olsun', Eyüp Sultan Camisi'ne de 'Önce vatan'mahyaları asılmıştı. Güncel tartışmalara gönderme yaptığı ve siyasi mesaj içerdiği eleştirileri üzerine birkaç gün sonra mahyaların ışığı söndürülmüştü. -172873
img img
img
  2010-01-05 01:02:16 
img
Genelkurmay\'ın talebine ret! ~4729
Yusuf Durdu Emre 04 Ocak, 12:40 Yanıtla
Türkiye'nin gündeminde; Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturma çerçevesinde Genelkurmay Başkanlığı'nda yapılan arama var. Yıllar önce polisler Ankara'da yine "dokunulmaz" denen bir binaya girmişlerdi. Saatlerce süren aramaların emrini kim vermişti? Onlarca polis neyin peşindeydi? Aramanın duyulması üzerine siyasetçiler neden büyük tepki göstermişti? Ve işte başlıktaki tarihe geçen o sözleri İsmet İnönü kimin için söylemişti?..
Tarih: 7 Mayıs 1966
Saat gece 02.00…
TBMM önünde olağanüstü bir hareketlilik vardı.
Onlarca resmi ve sivil polis TBMM'den içeri girdi.
Polislere iki Meclis İdare Amiri eşlik etti:Zühtü Pehlivanlı ve Hilmi Onat.
Meclis İdare Amiri Pehlivanlı ve Senato İdare Amiri Onat şaşkınlık içindeydi; ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Her ikisini de bir saat önce İçişleri Bakanı Faruk Sükan telefonla aramış ve mecliste olmalarını istemişti.
Peki ne oluyordu? Bunca polis, gece yarısı TBMM'de ne arıyordu?
"NATO'dan çıkalım"
TBMM'ye yapılan polis baskınının ayrıntılarından önce Türkiye gündeminde neler olduğunu bilmemiz gerekiyor:
Öncelikli sorun Kıbrıs'tı.
Bir önceki hükümetin Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs'a askeri çıkartma kararı almış; ancak ABD Başkanı Johnson'un sert-kaba üsluplu mektubuyla geri adım atmıştı.
27 Ekim 1965'te göreve başlayan Süleyman Demirel Hükümeti'nin de gündeminde yine Kıbrıs vardı.
TBMM'de senatör olarak bulunan 27 Mayısçı Ahmet Yıldız, Suphi Karaman, Orhan Erkanlı, Haydar Tunçkanat gibi isimler, TSK'nın NATO'dan dolayısıyla ABD'den bağımsız hareket etmesini isteyen konuşmalar yapıyordu.
NATO'dan çıkma talebi sadece Kıbrıs harekatı nedeniyle tartışılmıyordu.
CHP milletvekili Mustafa Ok, ABD'nin Karadeniz'deki donanma faaliyetlerinin Sovyetler Birliği'ni kışkırttığını ve bu durumun Türkiye'yi zor duruma düşüreceğini söylüyordu.
Keza CHP'liler, Türkiye'den havalanan Amerikalılara ait U-2 casus uçağının Sovyetler Birliği'nde yakalanması ve bu ülkenin Ankara'ya nota vermesini de eleştiriyordu. ABD yüzünden komşumuz Sovyetler Birliği'yle savaşmak istenmiyordu.
Ayrıca o tarihe kadar sanılıyordu ki; Sovyetler Birliği Türkiye'ye saldırınca NATO yanımızda olacak! Sonra anlaşıldı ki, NATO; Avrupa ve ABD'nin korunması için bir birlikti. Böyle bir savaşta Türkiye topraklarından çekilecekler ve cepheyi Avrupa sınırına kuracaklardı. Yani Türkiye feda edilecek bir ileri karakol konumundaydı.
Zaten Seferberlik Tetkik Kurulu / Özel Harp Dairesi bu amaçla kurulmuştu; Sovyetler'e karşı Anadolu topraklarında gayri nizami savaş yapacaktı. Bu nedenle parasını, teçhizatını ABD veriyordu!
Sadece CHP'liler, Türkiye İşçi Partililer değil; Milliyet başyazarı Abdi İpekçi de, Türkiye'nin bir üvey evlat muamelesi görmesinden dolayı silahlı kuvvetlerin bile NATO'dan hoşnutsuz olduğunu yazdı.
ABD ile yapılan ikili antlaşmalar meclis gündemine gelmeye başladı.
Kamuoyunda NATO üslerine karşı hoşnutsuzluklar arttı. Başbakan Demirel "üs yok tesis var" dese de bu kimseyi pek tatmin etmedi.
Hanımın Çiftliği'nde
komünizm propagandası
Meclis'te, basında ve TSK içinde NATO aleyhtarlığı artınca ne oldu dersiniz?
Kuşkusuz her daim yapılan şey gündeme getirildi: Türkiye'nin "aşırı sol cereyanların" hedefinde olduğu hatırlandı!
AP Hükümeti solculara karşı sert önlemler almaya başladı.
Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanıp Sultanahmet Cezaevi'ne konan ilk solcu da, bugünlerde dizi film olarak rating rekoru kıran "Hanımın Çiftliği" romanın yazarı Orhan Kemal oldu…
Tıpkı 1950'lili yıllarda olduğu gibi solcu aydınlar yine sudan iddialarla cezaevlerine sokuldu. Prof. Muammer Aksoy, Muhsin Ertuğrul gibi aydınlar işlerinden edildi. Polis Nazım Hikmet'in şiirlerini tekrar toplamaya başladı.
Kamuoyu yine "öcü" hikayeleriyle kandırıldı.
Tabii bu arada tiraji komik olaylar da oldu.
5 Mart'ta Ankara'da düzenlenen Şah Hatayi Gecesi'ne katıldıkları için Yaşar Kemal, Can Yücel, Ruhi Su, Nesimi Çimen hakkında "dini siyasete alet ederek komünizm propagandası yapmak" iddiasıyla soruşturma açıldı!
Ankara'da Namık Kemal Ortaokulu öğrencisi 15 yaşındaki Gürbüz Şimşek, Türkçe öğretmenin verdiği "Dünyanın büyük liderleriyle Atatürk'ü karşılaştırınız" başlıklı ödevinde Atatürk ile Lenin'i karşılaştırdığı için komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı!...
Johnson'un özel uçağı
"Öcü" korkutmalarına rağmen NATO gündemden düşmedi.
General de Gaulle'ün NATO'dan Fransa'daki üslerini boşaltmasını istemesi Türkiye'de de heyecan yarattı.
ABD ve NATO güç durumdaydı. Amerikalılar zaten Vietnam bataklığına saplanmıştı; Türkiye'deki üslerinin kapatılmasına izin veremezdi.
Hakaret dolu mektubunu unutturmak isteyen ABD Başkanı Johnson, hastalanan Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e özel uçağını göndererek Amerika'da tedavi görmesini sağladı.
NATO Genel Sekreteri Manlino Brosio Ankara'ya geldi. NATO aleyhindeki propagandanın, komünistlerin işi olduğunu söyledi. Öte yandan nedense De Gaulle için aynı sözleri sarf edemiyordu.
Bu arada hükümete yakın gazeteler de NATO karşıtı propagandayı CHP'lilerin, TİP'lilerin yaptığını yazmaya başladı. Şablon belliydi; "NATO'ya düşmanlık yapan solcu milletvekilleri Sovyetler Birliği'nin himayesi altında!"
NATO karşıtlığının giderek taraftar toplamaya başladığı o günlerde ilginç bir olay yaşandı….
Darbe isteyen
gizli bildiriler
Tarih 4 Mart 1966.
Ankara'da "Milli Kurtuluş Komitesi" imzalı bildirilerin dağıtıldığı ortaya çıktı.
Bu bildiriler, AP Hükümeti'ni, siyasi milliyetçiliğe aykırı hareket ettiği için kınıyor ve TSK'nın idareye el koyarak hükümeti devirmesini istiyordu!
Polis hemen soruşturmalar başlattı.
Polise göre bildiriyi dağıtanlar üniversitelerdeki Fikir Kulüpleri'nin devrimci öğrencileriydi.
Peki nerede basılıyordu bu bildiriler?
Polisin açıklamasına göre bildiriler yurt dışında basılıp Türkiye'ye getiriliyordu!
İçişleri Bakanı Faruk Sükan, polisiyle aynı görüşte değildi. Bu nedenle 7 Mayıs gecesi polisleri TBMM'ye gönderdi.
Çünkü Sükan'a göre bildiriler "Meclis'ten çıkarılan bazı teksir ve daktilo makinalarıyla" hazırlanmıştı!
Zehir Hafiye
O gece TBMM'nin dokunulmazlığı ayaklar altına alındı.
Polis, AP'nin grup odası dışında her yeri didik didik etti.
Yapılan aramada özellikle teksir ve daktilo makinaları üzerinde duruldu. Sabaha karşı biten aramalarda yasadışı bir şey bulunamadı!
Olayı sabah saatlerinde duyan CHP lideri İsmet İnönü, "İlk vazifemiz meclise tecavüz edenleri cezalandırmaktır. Vakit geçirilemez. Eşkıyanın bu gece ne yapacağı belli olmaz" diye demeç verdi.
Aynı gün, olayın olağanüstü bir toplantıyla Meclis'te görüşülmesini isteyen CHP'nin teklifi AP'li Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli tarafından reddedildi.
TBMM'ye yaptırdığı gece yarısı baskınından dolayı Faruk Sükan'a "Zehir Hafiye" adı takıldı. Bakan Sükan, muhalif milletvekillerinin telefonlarını dinletmesiyle de meşhurdu. "Ben solcuların nefes alışlarını bile biliyorum" diyordu hep.
İlginçtir…
Faruk Sükan tam 5 yıl önce; 4 Ocak 2005'te öldü.
Cenaze protokolünün başında, bugünlerde Genelkurmay'ın aranmasına sebep olan bir politikacı vardı: Dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç!
Soner Yalçın
Odatv.com -172872
img img
img
  2010-01-05 00:46:42 
img
Amerıkanın son 60 yıllık planı~4727
Konu: Kemalist Değerlerin Aşağıya Çekilmesi Amerikan istihbarı masum kuruluş bulmakta hiç zorlanmaz. Batı'nın mutlak üstünlüğünü kabul eden çevreler, özellikle üniversiteler, basın yayın kuruluşları ve gazeteciler işbirliği sıralamasında en üstediler. Ülkelerde yandaş arayanlar çeşitli fonlarla hedefdekilere giderler.Bunların içinde kadın örgütleri de, gençlik oluşumları da, sanatsal faaliyet gösterenlerde vardır. siyasi oluşumları da yoklarlar, çevreci gruplarıda kurarlar.Hedef 100 yıldır aynıdır. Amerika tek dünya devleti peşindedir. Tüm zenginliklere enerjiye sahip olmalı, tüm enerji havzalarını ele geçirmelidir. Petrol coğrafyası biçimlendirilmeli, stratejik noktalara kukla devletler kurulmalıdır. Türk halkı bu amaç çerçevesinde şekilledirilmeli ve felç edilmelidir. Bunun için Türkiye'nin kalbinden Mustafa Kemal'in bağımsız ruhunun silinmesi gerekir.CIA'nin emekli istasyon şefi Graham Fuller' kulak verelim." Türkiye 1945 ile 1975 arasında Ortadoğu sahnesinden yok oldu. Amerikanın sadık müttefiki haline geldi. Şimdi yavaş yavaş Kemalist değerler, Türk politakası içinde daha normal bir seviyeye indirgeniyor ve Türkiye Ortadoğu'ya akılcıl bir geri dönüş yaşıyor. Bugünkü Türk politikası, Kemalist değerlerin indirgenmesinden başka bir şey değildir."Eğer bir Orta Amerika ülkesi ya da Afrikanın küçük bir ülkesi olsaydık, bir CIA darbesiyle işimiz bitirilirdi. Ama bu Çoğrafyadaki üç büyük imparatorluktan biri Türkiye... Binlerce yıllık bir devlet geleneğinden geliyor. Dünyadaki en büyük altıncı orduya sahip ve ordu halkın çocuğu. Ekonomisi bölgedeki en büyük ekonomilerden biri. Halkının kalbi Gazi Mustafa Kemal'e bağlı O nedenle Avrupa Birliği komiserleri " Türkiye'de Kemalizm bitmeden gelişme olmaz" diyor.Bunca oyun ve çekişme içinde hala direniyor. İşte o nedenle Amerikan istihbaratı Türkiye'ye psikolojik operasyon mangaları yolluyor, milli eğitime el atıyor, üniversiteleri Erasmus'la işgale yelteniyor...IMF ile terbiye planı uyguluyor. NATO'ya şekil vermeyi deniyor ama sağduyu, binlerce yıllık sağduyu! Amerika'nın 200-300 yıllık tarihi bunu anlayamıyor. Banu AVAR'ın"Hangi Dünya Düzeni?" Kitabından alınmıştır.-172871
img img
img
  2010-01-04 22:27:26 
img
Amerıkanın son 60 yıllık planı~4727
ABD, TSK'nın direniş kodlarını istiyor
Türk Milleti adeta bir akıl tutulmasının içinde. Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın beyninde 4 gündür arama yapılıyor. Aslında derinlemesine incelenmesi gereken "Neden TSK hedefte" sorusu, herkesin aklını tırmalıyor.


Cevap çok açık: Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD'nin 30 yıllık rüyası Büyük Ortadoğu Projesi'ni adeta kilitledi. Özel Kuvvetler Komutanlığı da bu direnişte en önemli unsur oldu.

Özetle hatırlayalım…

- ABD Savunma Bakan Yardımcısı William Taft, 7 Kasım 1986'da Ankara'ya gelerek Türkiye'ye "Musul ve Kerkük'ü alın" dedi. Ancak planın içeriğinde, "Türkiye himayesinde bir Kürdistan" vardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ, plana karşı tutumunu, Taft'ın görüşme istediğini kabul etmeyerek gösterdi.

- 1991 yılında Körfez Savaşı sonrası, görünüşteki amacı Irak'ın kuzeyindeki Kürtleri, Saddam "zulmünden" korumak, fiiliyatta ise adeta ABD kontrolünde ve İsrail'e nefes aldırmak amaçlı "Kürt" devletini kurma çalışmalarına en büyük darbeyi TSK vurdu.

- PKK, Irak'ın kuzeyinde Çekiç Güç birliklerin sağladığı lojistik, stratejik destekle güçlenerek eylemlerini artırdı. TSK, yeni bir konseptle terör örgütüne karşı mücadeleye devam etti. (ABD Özel Kuvvetleri'nin PKK'ya desteğini de 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Amerika Araştırmaları Masası Başkanı Dr. Burak Çınar'ın değerlendirmelerinin yer aldığı "PKK'yı, ABD Özel Kuvvetleri eğitti" haberimizde okuyabilirsiniz. )

- Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa, terör örgütünü tecrit eden, bölge halkının yeniden güvenini sağlayan politikaların en önemli icracılarındandı . Bu politikalar sadece Türkiye içinde yapılmıyor, Irak'ın kuzeyindeki "Kürt" Devleti kurma faaliyetlerine de darbe indiriyordu. ABD bu politikalardan rahatsızdı. Çekiç Güç'e bağlı uçaklar, Bitlis Paşa'nın helikopterini taciz etti. Bu tacizin kısa bir süre sonrasında Bitlis Paşa'nın uçağı, bugün birçok kesimin "suikast" diye yorumladığı bir şekilde düştü/düşürüldü.

- Mart 1995'te, 43 gün süren Çelik Harekatı'na tam 35 bin Mehmetçik katıldı. Terör örgütü PKK, bilinen rakamlarla 568 kayıp vererek bulunduğu kampları terk ederken, harekatın en önemli amaçlarından biri olan Kuzey Irak'taki devlet oluşumu büyük darbe yedi. Bu harekattan sonra ABD'de "Türk komutanları hizadan çıktı" ve "Türk Ordusu Türkiye-ABD ilişkilerini bozuyor" şeklinde yorumlar yapıldı.

- Eylül 1996'da Türk Ordusu, yaptığı sınır ötesi operasyonda ABD'nin CIA aracılığıyla eğittiği Peşmerge gücüne büyük darbe indirdi. 3 bine yakın CIA eğitimli peşmerge, Guam adasına kaçırılmak zorunda kalındı. Operasyon Birleşik Devletler'de, "ABD, Vietnam'dan sonra en büyük kaybı yaşadı" yönünde yorumlandı.

- 9 Aralık 1996'da Wirginia'da yapılan ve Graham Fuller, Paul Henze ve CIA üst düzey yetkililerinin katıldığı bir konferansın, "Türkiye'nin Geleceği Konferansı Sonuç Raporu"nda öne çıkan unsurlardan biri, "Türk Ordusunun siyasal sistemin teminatı konumunu yitireceği" 'iddiası'ydı.

- ABD Kara Kuvvetleri'nin resmî yayın organı olan Parameters dergisinde, 2000 yılında yayımlanan ve ABD Hava Kuvvetleri personeli (Sonradan FBI ajanı olduğu da ortaya çıktı) Michael Robert Hickok tarafından yazılan "Yükselen Hegemon: Türk Stratejisi İle Askerî Modernizasyon Arasındaki Uçurum" adlı makalede, "Modern silahlara ve gelişmiş kabiliyete sahip olan Türk ordusu, ülke içindeki kültürel ve anayasal gücünde önemli değişiklikler yapılmadıkça, ne kısa vadede komşularına, ne de uzun vadede Türkiye halkına rahat yüzü gösterecektir" vurgusunu yaptı.

- Irak'ın işgaline kadar özetle TSK-ABD çatışması bu çerçevede su yüzüne çıkmıştı. DSP-MHP-ANAP Koalisyon Hükümetinin, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile paralel bir şekilde, ABD'nin Irak'a harekat taleplerine karşı çıkması, Türkiye'de DSP darbesi ve AKP'nin iktidara gelmesiyle sonuçlanmıştı. 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM tarafından reddinden sonra, 1990'lı yıllarda Irak'ın kuzeyine yerleşen TSK unsurlarına karşı ABD tutumu açık saldırıya dönüştü. Yeniden maddeleyecek olursak;

- Irak'ın işgali sonrası, 4 Temmuz 2003'te Süleymaniye'deki Özel Kuvvetler irtibat bürosu, ABD ve peşmerge güçlerince basıldı. Türk askerlerinin başına çuval geçirildi. Olay, Kuzey Irak'taki yapıyı, Türk Özel Kuvvetleri tehdidinden kurtarma olarak yorumlandı.

- Dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, 14 Temmuz 2003'te Tayyip Erdoğan'a gönderdiği mektupta, "Türk Ordu mensuplarının sizin iradeniz dışında faaliyetlerde bulunduğunu biliyoruz" dedi. Rumsfeld, Türk Özel Kuvvetleri'ni, teamülleri çiğneyerek muhatabı Vecdi Gönül'e değil, Başbakan'a şikayet etti.

- PKK terör örgütü, lideri Öcalan'ın yakalanmasıyla ilan ettiği sözde ateşkesi, Haziran 2004'te kaldırdığını açıkladı ve terör saldırılarına yeniden başladı. (Hatırlatmakta fayda var. 21 Ocak 2002 günü PKK Başkanlık Konseyi'ni temsilen Mustafa Karasu, ABD Dışişleri'ne bir mektup gönderdi. Karasu, bu mektupta, PKK'nın, ABD'nin Ortadoğu'ya yapacağı harekata desteğini iletiyordu. Bu dönemlerde, ABD-PKK görüşmeleri de Türk basınına yansıdı.)

- Başbakan Erdoğan'ın "Eşbaşkanlığını yaptığını" açıkladığı Büyük Ortadoğu Projesi haritası ortaya çıktı. Emekli bir ABD subayı olan Ralph Peters'in hazırladığı ve Pentagon'un "Armed Forces Journal" isimli dergisinde yayınlanan haritada, Türkiye de dahil olmak üzere çok sayıda ülkenin sınırı değişiyor, başta "Özgür Kürdistan" olmak üzere çok sayıda ülke kuruluyordu. Aynı harita, 2007 Eylül ayında görevdeki bir ABD'li Albay tarafından Roma'da bulunan NATO'nun Savunma Koleji'ndeki bir toplantıda örnek coğrafya olarak sunuldu. Orada bulunan Türk subayları toplantıyı terk etti, Ankara'ya haber verdi. Genelkurmay Başkanlığı çok sert bir tepki gösterdi.

- PKK terörü hız kazandı. Paralel olarak da "Kürtlere siyasal haklar verilmesi" adı altında uluslar arası arenada Türkiye'ye yönelik baskılar arttı. DTP Meclis'e sokuldu ve PKK stratejik eylemler gerçekleştirdi. Dağlıca ve Aktütün baskınları ile birlikte Türk ordusuna yönelik asimetrik psikolojik savaş hızlandı.

- PKK'ya, ABD desteği, PKK itirafçılarınca açıklandı.

- Türk Ordusu, ABD'nin her türlü isteksizliğine karşı, sınır ötesi operasyon kararlılığını sürdürdü. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan 2007'de, basın mensuplarına verdiği brifingde, tehdidin kaynağının PKK veya Barzani değil arkasındaki güç olduğunu açıkça söyledi. Bu güç ABD'ydi.

İlk aklımıza gelenleri böyle sıraladık. Daha birçok gelişme mevcut.

Adeta bir satranç tahtasında karşılıklı hamleler yapılıyor. Ancak bir gerçek var ki, Türk Ordusu, ABD'nin BOP hayalini kilitledi. ABD Irak'tan çekilme takvimi açıklamak zorunda kaldı. Şimdi ABD, Kerkük petrollerinin Batı'ya akışını sağlama almadan, bunun için de "Kürt" devletini kurmadan Irak'tan çekilmek istemiyor. Bu devletin güvenliğini riske atmamak için de Türk Ordusu'nun direniş kodlarını bilmesi gerekiyordu.

Yıllarca Diyarbakır'da görev yapan ve öngörüsüne güvendiğim bir ağabeyim, "ABD'nin amacı işte bu direniş kodlarına ulaşmak. Özel Kuvvetler'de yapılan arama da bu çerçevede değerlendirilebilir" dedi. Hiç de mantıksız bir senaryo değil.

Parçaları bu şekilde birleştirdikten sonra aklıma şu soru takılıyor. Şimdi bu bilgileri tarayan hakim, bundan sonra Türkiye dışına çıkacak mı?

CEYHUN BOZKURT "ANKARA'DA SİYASET", oceyhunb@gmail. com

Çarşamba, 30 Aralık 2009 -172856
img img
img
  2010-01-04 22:24:39 
img
Yine Edirne yine gerginlik ~4723


HESAPLAŞMA



Suay Karaman Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri



Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927 tarihinde cumhuriyeti emanet ettiği gençlere şöyle seslenmişti: "Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir." 83 yıl önceden günümüzdeki gelişmeleri gören Mustafa Kemal, her cümlesinde bugünlere atıfta bulunmaktadır.



Kendisine suikast yapılacak denilen başbakan yardımcısı önemsenildiğini hissederek, sevinç içinde, ağlamaktan kuruyan gözleriyle gülücükler dağıttı.. Suikast yapılacaklar sıralamasında sonlarda yer alacağı düşünülen birinin, bu sahte girişimden mutlu gözükmesi, akıllarda soru işaretleri yaratmaktadır.



Siyasi iktidar bunun gibi hayali girişimlerde çok beceriklidir. Ekonomik kriz, terör, yoksulluk, işsizlik, açlık sıkıştırdıkça, laiklik karşıtı eylemleri ve deniz feneri davasını gölgelemek için, siyasi iktidar yeni senaryolar üretmeye başladı. Ulusalcı ve Kemalist olan insanlar, darbe yapacak diyerek tutuklandı ve kimileri hayatını kaybetti, kimileri sağlığını yitirdi. Kimileri de suçlarını bilmeden yattıkları cezaevinde onurlu mücadelelerini sürdürmektedir. Birdenbire denizde, karada, havada silah ve bombalar bulunmaya başladı, kuyulardan kemik toplanmaya başladı. Herkes yasal olmayan şekilde dinlenmeye, izlenmeye başladı. 2009 Haziran ayında "İrtica ile mücadele planı" adı verilen bir belge bulunmuştu. Ancak belgenin orijinaline ulaşılamadı, ama toplum aylarca meşgul edildi. Amaç; tüm halkın güven duyduğu Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmaktı.



Bu olaylar yaşanırken eş zamanlı olarak, içeriğini kimsenin bilemediği açılım safsatasıyla, ülkemiz bölünmeye doğru sürüklenmektedir. Siyasi iktidar, laik Türk Silahlı Kuvvetleri'ni içine sindirememektedir. Devleti ılımlı İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürmek isteklerine, en başta ordunun karşı çıkacağını bildikleri için, yıpratma, çökertme, sindirme kampanyaları hazırlanmaktadır. Yandaş basından bir akademisyen yazar; "Ordu Yeniçeri Ocağı olmuştur, dolayısıyla topyekün tasfiye edilmelidir" diye yol göstermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı "psikolojik harekat" gittikçe daha büyük ivme kazanarak, çok yönlü şekilde sürdürülmektedir.



Reuters haber ajansı başbakan yardımcısına suikast iddiasının ardından; "Türk halkı artık kime inanacağını şaşırdı. Başbakan Erdoğan'ın İslami kökenli partisi ile laik anayasanın garantörü olarak görülen Silahlı Kuvvetler arasındaki gerilim arttı" yorumunu yapmıştır.



Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 4 Temmuz 2003 tarihinde "Çuval Geçirme" operasyonu ile tepkisi ölçülmüştür. Bu olaya tepkisiz kalınca, sürekli daha büyük sindirme çabaları başlatılmıştır. Başbakan yardımcısına suikast iddialarının sonucunda, Genel Kurmay Başkanlığı'na girilmiş ve kozmik odalarında günlerce süren aramalara başlanılmıştır. Kozmik arşivden bir çok belge alınacaktır. Bu belgelerden özellikle irtica ile ilgili olanlarını açıklayarak, demokrasiye hizmet ettiklerini sanacaklardır. Ancak asıl amaçları, bu belgeleri hazırlayanlardan hesap sormaktır. Hukukun yok sayıldığı ülkemizde, kozmik büro ile ilgili arama ve haberlere yayın yasağı getirilmesi talebi yargıdan geri döndü. Oysa aynı yargı Deniz Feneri ile ilgili haberlere yayın yasağı getirmişti..

Bu olaylar yaşanırken, hükümetin hazırladığı ve Meclis'e gönderdiği yeni Silah Kanunu, askeri silahların dış satın alımı yetkisinin, Türk Silahlı Kuvvetleri dışında, İçişleri Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na da verilmesini öngörüyor. Bu bakanlıklar polis ve MİT için istedikleri ağır-askeri silahları satın alabilecek. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kendi askeri gücü olarak görmeyen siyasi iktidar, iç savaşa yol açabilecek çok tehlikeli bir adıma doğru ilerlemektedir.



Büyük önder Atatürk'ün kişiliği, mücadelesi ve devrimleri bugüne kadar görülmedik ölçüde büyük bir aymazlık ve alçaklıkla, sözlü ve eylemsel saldırıların hedefindedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti, parçalanmak istenmektedir. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti, emperyalist güçlerin beslediği şeriatçıların, dinci faşistlerin ve yandaşları olan bölücülerin, ırkçıların, numaracı cumhuriyetçilerin elbirliği ile parçalanıp yok olmaya doğru hızla yol almaktadır.

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nde bize yol gösteren bir anlatım biçimi vardır ve son paragrafı geleceğimiz için bir umut göstermektedir: "Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"



Ulus Gazetesi, 4 Ocak 2010.

-172855
img img
img
  2010-01-04 22:17:55 
img
Genelkurmay\'ın talebine ret! ~4729
Emekli General olan bir dostumdan"


5 genelkurmay baskanı nicin ergenekonla suclanıyor...




Taner Bey MİT D.Bşk. lığından emekli arkadaşım,yorumsuz olarak gönderiyorum,konular tartışmaya açık.
Selamlar,sevgiler
Em.Gn. Fahrettin Aslan


5 genelkurmay başkanı niçin Ergenekon ile suçlanıyor...
Taner Baykara
TÜRK ORDUSUNA KİMLER DÜŞMAN?
KİMLER ABD'NİN HİZMETİNDE?

1991'den günümüze siyasi ve askeri alanda yaşanan gelişmelerin açığa
çıkmamış yönlerini aşağıda ibretle okuyacak, ülkemiz üzerinde oynanan oyunları öğreneceksiniz.

Lütfen bu yazıyı yakınlarınızla paylasın ve onların bilgilenmelerini sağlayın.

Özellikle genç kuşakların bilgi sahibi olmaları çok önemli.
Bu yazıyı okuyunca bu ülkeye neden daha fazla sahip çıkmamız gerektiğini anlıyoruz.

5 Genelkurmay Başkanı niçin Ergenekonla suçlanıyor?

Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısı ile başladı. ABD,
Bağdat'a yürümedi, Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı.
Arkasından, Irak Ordusunun 36. enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek
buradaki Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

ABD'nin planı şuydu: Önce Kuzey Irak'ta bir Kukla Kürt Devleti kurmak ve sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek. Kukla Devleti Türkiye'nin güneydoğusu, Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek Büyük Kürdistan'ı, yani İkinci İsrail'i kurmak. Yani : Büyük Ortadoğu Projesi (Tayyip ve Gül'ün eş başkanları olduğu proje; Bush'un deyimiyle "Haçlı Seferi")

Türkiye'deki bütün hükümetler, İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular. ("ABD Ordusu ile mükemmel işbirliği!!!)
İşte Türk Ordusu bu süreçte Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden Türkiye'nin bölünmesi tehlikesini ve tehdidini algılayınca, ABD ile cephe cepheye geldiğini anladı.

İLK OLAY: TORUMTAY'IN İSTİFASI

Özal'ın kuzeyden Irak'a girme emrini uygulamamak için Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay istifa etti. Böylece, Türk Ordusu, Amerikancı planlarda rol almayacağının ve direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu. O andan itibaren Türk Ordusuna karşı Ergenekon tertibi planlanmaya başlandı. Amerikan planlarına engel olan komutanlar, Ergenekon çeteciliği ile suçlanacaktı.

ÖZEL HARP DAİRESİ SORGULANIYOR

Sovyet tehdidine karşı kurulmuş olan Özel Harp Dairesi ABD güdümünde idi, ama Sovyetler yıkıldığı için oradan gelen tehlike ortadan kalkmıştı. Şimdi ise tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından geliyordu. Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için kullanılamazdı .

Geçmişteki Kontrgerilla eleştirileri de Ordu'da rahatsızlık yaratmıştı. Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, Özel Harp Dairesi'ni yeniden örgütleme ve adını Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirme çözümünü uyguladı. Yıl 1991.

ÖKK'nın bölücü terörü hedef alması ve Kuzey Irak'taki Kukla Devlete karşı tavır alması, ABD denetiminden kurtulma sürecinin başlangıcıydı.Tugay düzeyindeki birlik, tümen düzeyine çıkarıldı. ÖKK, Kuzey Irak'ta ABD ile karşı karşıya geldi ve ABD tehdidine karşı uyanışın öncüsü oldu. Ankara'da ÖKK için yeni bir yerleşim yerinde yönetim ve eğitim tesisi yapımına başlandı. ABD bundan son derece
rahatsız oldu, ajanları vasıtasıyla Askeri Savcılığa ÖKK tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla dava açtırdı ve ÖKK'nın yapılandırılmasını uzun süre felce uğrattı.

ORG. EŞREF BİTLİS'İN ŞEHİT EDİLMESİ

ABD'nin Kuzey Irak'taki Kukla Devleti planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Org. Bitlis, Amerikan Çekiç Güç Helikopterlerinin PKK’ya silah ve malzeme attığını saptadı ve raporlarında bunu belirtti.

Orgeneral Eşref Bitlis işte, Jandarma Genel Komutanı olarak, Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini hedef aldığını gördüğü; bu tehlikeyi önlemek için tedbirler aldığı ve ülke savunmasına yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından hedefe konuldu.

Org. Bitlis, helikopterle Kuzey Irak'a giderken, bu seyahat Amerika'ya haber verilmiş olduğu halde, iki Amerikan jeti yakın uçuş yaparak saldıkları yoğun egzost gazı ile helikopteri oksijensiz bırakıp motorunu durdurarak düşürme denemesi yapmışlarsa da, usta pilotumuz ani dalış manevrası ile bu suikastı boşa çıkarmıştı. Bu suikasttan
hemen sonra Amerikalılara saldırdıkları helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirilmesine rağmen iki Amerikan jeti saldırıyı tekrarlamışlar fakat usta pilotumuz olaya tekrar hakim olabilmişti.

İkinci teşebbüs başarılı oldu. CIA tarihinin en önemli suikastı 17 Şubat 1993 günü gerçekleşti. Uçağına yapılan sabotaj sonucunda Org. Bitlis şehit edildi.

ÇELİK HAREKATI

Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan Org. İsmail Hakkı Karadayı döneminde Eşref Bitlis Planı uygulandı, Kuzey Irak'a Çelik Harekatı yapıldı. 35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi.

Kuzey Irak'a giren ordumuz, ABD'nin egemenlik alanına girmiş oldu. Çünkü o bölge ABD ordusunun işgali altındaydı. ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports, Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi yarı resmi organları. "Türk komutanları hizadan çıktı",
"Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor" gibi görüşlere yer vermeye başladılar.

GAZİ OLAYLARI

Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefi, CNN televizyonundan, "Türkiye'nin karışacağını", daha doğrusu Amerika'nın Türkiye'yi karıştıracağını tüm dünyaya şöyle ilan etti: "Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye'dir.. . Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir."

Gazi Mahallesi tertibinden birkaç gün önce de, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbruk (Holbrooke), Türkiye'nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağa dur demek için tertip yapacaklarını şöyle ilan etti:
"Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz. Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var. Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim"
CIA Şefinin ve Holbruk'un haber verdiği gibi,12 Mart 1995 gecesi İstanbul'da Gazi Mahallesi tertibi düzenlendi. Ancak Türk Ordusu bu tehdidi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı.

KONTRGERİLLA (GLADYO) POLİS İÇİNE KAYDIRILIYOR

NATO tarafından NATO üyesi ülkelerde o ülkeleri komünizmden korumak için kurulan Kontrgerilla (diğer adları Gladyo ve SÜPER NATO) örgütleri, İtalyan Savcının tesbit ettiği gibi, esasında CIA tarafından yönetiliyordu ve esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti. Türkiye'de Özel Harp Dairesi işte bu kontrgerilla ile irtibatlı idi ama artık Sovyetler yıkıldığı
için komünizm tehdidi kalmamış, aksine tehdit Kuzey Irak'taki ABD varlığından gelmeye başlamıştı. Dolayısıyla, ABD güdümünde olan Özel Harp Dairesi, ABD'den gelen bir tehdide karşı durmak için kullanılamazdı . Bu açmazdan kurtulmak için 1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)'ye dönüştürülmesi aslında bir millileştirmeydi. ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve kuruluş,
hedefini komünizme karşı mücadele yerine Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdide karşı mücadele olarak belirliyordu.
Bunun üzerine, ABD, "Kontrgerilla yapılanmasında Türk ordusunun yerine polisi koyabilir miyiz" denemesine girişti ve Türkiye'deki operasyon merkezini polisin içine kaydırdı. 1973'den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen "İslamcı Cunta", artık "Fethullahçı Gladyo" olarak Kontrgerilla içinde ordudan boşalan yeri alıyordu. Fethullahçı Gladyonun ilk büyük tertibi, işte bu 1995 Gazi Olaylarıdır.

1996 EYLÜL HAREKATI

ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç, Irak'ın kuzeyinde 7,500 "CIA peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.

Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince, Barzani, Türk Genelkurmayının yönlendirmesi ile Saddam yönetimi ile işbirliği yaparak CIA peşmergelerini dağıttı. 200'e yakın ölü veren CIA peşmergeleri, ABD tarafından Guam Adası'na taşındı. ABD kaynakları, bu harekatı "ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük yenilgisi" olarak
değerlendirdiler.
Bu harekattan 20 gün önce, bir Tuğgeneral, iki Albayın önünde, Aydınlık Dergisi'ne bir demeç vererek, Eşref Bitlis'in uçağının ABD'ye bağlı "Çiller Özel Örgütü"ndeki Gladyo görevlileri tarafından düşürüldüğünü açıkladı.

Aydınlık, 25 Ağustos 1996 günkü sayısında bu haberi yayımladı. Türk Ordusu, Çelik Harekatı'nı Başbakan Çiller'e haber vermeden gerçekleştirmiş ti. Çünkü ABD vatandaşı Çiller'in ABD'ye örgütsel bağlılığı İşçi Partisi tarafından açıklanmıştı ve TSK tarafından biliniyordu.

28 ŞUBAT

28 Şubat harekatının en önemli başarısı, Fethullah Hocaya indirdiği darbe oldu. Fethullah Hoca kaçıp ABD'ye yerleşti. Mayıs 1977 YAŞ toplantısında 160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması başbakan Erbakan'a dayatıldı.

Bu uygulama, ordu içindeki Gladyo'yu, yani ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu. Çünkü artık Kontrgerilla, Fethullahçı Gladyo idi. 28 Şubat kadrosu içinde ABD'nin Truva Atı olan Çevik Bir de, 1998 sonrasında tasfiye edildi. Bu sayede Haçlı İrtica, 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

KONTRGERİLLA, GENELKURMAY KARARGAHINDAN ÇIKARILDI

1994-1998 arasında Genelkurmay Başkanı olan Org. Karadayı, ABD ve NATO yuvalanmasını, yani Kontrgerillayı Genelkurmay Karargahından çıkardı.

Özel Kuvvetlerin milli amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi. Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde ve Çeçenistan'da kullanılmasına engel oldu.

ABD ORDUSU TÜRKİYE'Yİ İŞGAL TATBİKATI YAPIYOR: MILLENIUM CHALLENGE 2002

1998 yılında Genelkurmay Başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu, ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu açık bir dille belirtti. Kıvrıkoğlu, Vaşington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde ABD'yi ziyaret etmeyen ilk Genelkurmay Başkanı olarak tarihe geçti. Kıvrıkoğlu, "28 Şubat'ı BİN YILLIK MÜCADELE AZMİYLE sürdürmeye kararlıyız" dedi. Yani ABD tehdidine karşı bin yıl da sürse direnilecekti. Mesajı alan ABD, aynı kelimeleri kullanarak cevap verdi: BİN YILIN MEYDAN OKUMASI: MILLENIUM CHALLENGE 2002

Ve bu isim altında 24 Temmuz 2002'de Nevada Çölü'nde Türkiye'yi işgal tatbikatı yaptı. Bu, ABD tarihinin en büyük askeri tatbikatı idi.

ABD'nin en önemli yarı resmi ajansı ASSOCIATED PRESS, tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu yazdı.Deprem (bir karışıklık kastediliyor) sonrası ordu yönetime el koyuyordu. Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri ülkenin güneyindeki adayı (Kıbrıs) kuşatıyor ve 96 saat içinde hedef ülkeyi işgal ediyordu. Türk ordusunun saldırıya karşı hazırlanma müddeti olan 96 saat seçilerek, hedef ülkenin Türkiye olduğu adeta gözlere batırılıyordu

ABDULLAH GÜL, AMERİKA İLE GİZLİ HİZMET SÖZLEŞMESİ YAPIYOR

Dışişleri Bakanlığı Koltuğunu işgal eden A. Gül, 2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir gizli anlaşma yaptığını itiraf etti, haber Vatan Gazetesi'nde yayımlandı. Bu haberde Gül, anlaşma içeriğini açıklayamayacağını, gizli olduğunu söyledi. 13 Temmuz 2003 günü, Doğu Perinçek, bu gizli anlaşmanın maddelerini açıkladı. Birinci madde: "Türk askeri ve Özel Kuvvetler 4 ay içinde aşamalı olarak Kuzey Irak'tan çekilecek" şeklindeydi.

ÇUVAL OLAYI

A. Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan 3 ay sonra, ABD ordusu, Türk askerinin başına çuval geçirdi. Çuval geçirme eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir ihtardı.

Tayyip'in "Müzik notası" vecizesi, anlaşmanın uygulanması gerektiğine ilişkin orduya yönelik bir açıklamaydı. "Biz anlaşma yaptık, Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Tayyip Türk Ordusuna.

ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in, Çuval Olayından sonra, Başbakanlık koltuğunu işgal eden Tayyip'e gönderdiği mektupta şöyle deniyordu: "TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır" Rumsfeld, çuvalı Tayyip'in değil, Türk Ordusunun başına geçirdiklerini böyle veciz bir şekilde anlatmış oluyordu.

Milli devlet ve Kemalizm karşıyı pervasız açıklamalar yapan, "Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının artık geçersiz olduğu" açıklamaları yaparak Orduyu zehirleyen Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak kaydedildi. Ve böylece, Ergenekoncu olarak suçlanmaktan kurtuldu.

ERGENEKON TERTİBİ AÇIĞA ÇIKIYOR

Başına çuval geçirilmesine ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen akıllanmayarak sınır ötesi harekatta ısrar eden Türk Ordusu'na karşı, Org. Torumtay zamanından beri hazırlana gelmekte olan tertip artık açığa çıkarılmalıydı. ABD'ye direnen 5 Genelkurmay Başkanı ve milli kuvvetler "Ergenekon çetesi" olarak suçlanacaktı.

Suçlama belgeleri esasında çoktan hazırdı, ama Org. Özkök "Ergenekoncu" olmadığından, onun görev süresince tertip uykuya yatırılmıştı.

Hatırlayalım:
Tertibin uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı Şemdinli tertibi idi. O tertipte Org. Büyükanıt çete kurmakla suçlanmış ancak tertip bozguna uğramıştı. (Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla, Yeni Şafak gazetesinde yayımlanan 30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında " 'Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon, çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan, 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" demektedir. Koru yazısında,
24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmekteydi. )

Şimdi daha büyük ve kapsamlı bir tertip yapılmalıydı. İşte o tertip, günümüzde devam eden Ergenekon / Agarta Davasıdır. ABD'nin hazırladığı sivil darbe ile iktidara gelen AKP, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye sorunsuz olarak eş başkanlık yapabilmek için, başta ABD'ye direnen Türk Ordusu olmak üzere milli kuvvetleri saf dışı etmeliydi. Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve 1991 öncesinde olduğu gibi ABD ile uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktı.

Yani, AB kriteri olarak dayatıldığı gibi, ordu "sivil otoriteye" tabi olacak, kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan "ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma" görevini unutacaktı.

++++++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++ +++++++++


"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi" itirazı yapacak olanlara bir açıklama:

1.CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation' un yayın organlarında ve ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda mealen şöyle deniyordu: "ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol edemez, Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi, Tayyip Erdoğan'ın Başbakan, Abdullah Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir."

2.Bu raporları okuyan İşçi Partisi ve Aydınlık Dergisi, halkımıza bu planı haber verdi.
(Muhakkak ki diğer partiler de bu yayınları okumuşlardı, ama onların halkımızı bilinçlendirmek gibi bir sorunları yoktu)

3.Aydınlık Dergisi 20 Ekim 1996 tarihli sayısında kapaktan haberi verdi: "Merak edilen gizli mesajı açıklıyoruz: Abramowitz, Tayyip'i Erbakan'ın yerine hazırlıyor" Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden 6 yıl önce, Aydınlık Dergisi ve İşçi Partisi, Amerika'nın bu seçimi yaptığını halkımıza duyurdu.

4.Cumhuriyet Gazetesi 16 Şubat 1997 Leyla Tavşanoğlu'nun İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile söyleşisi: Perinçek: "ABD, Tayyip Erdoğan'ı Başbakan, Abdullah Gül'ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA'nın yan kuruluşlarından Rand Corporation' un yayın organında da bu yazıldı." Yani, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimlerinden 5 yıl 8 ay önce, Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi kanalıyla
da, bu gerçeği halkımıza duyurdu

5.Görülüyor ki, ABD seçmiş, hazırlamış, önümüze koymuş, seçtirmiş.
Şimdi kim "Bunları ben seçtim" diyebilir?
Menderes'in "Odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" sözlerini ABD iyice not etmiş olmalı ki, istediğini el hak seçtiriyor.

















Halkımızın ne kadarı bu gelişmeleri biliyor? Ne kadarı bu olayların farkında?
Dikkat edilirse kalelerimiz içten kuşatma altındadır.
Ayrıca da dıştan kuşatmaya lüzum bile ( şimdilik) kalmamıştır.
ABD nin şeytani planları, CİA ve yan kuruluşları, telekominikasyon bağlantıları,

Dinlemeler, medyanın ABD ve Fetullaha bağlı duruma
Getirilmiş olması, Hukuk adamlarına yapılan baskılar,
Verilen gözdağları! Aç gözlü ABD nin coğrafyamızdaki
Madenler, yer üstü zenginliklerimize göz dikmiş olması!!
ABD nin ele geçirdiği (ucuza) özelleştirme kapsamındaki
Kurumlar veya işletmelerimiz.
Bütün bu parçaları yerleştirdiğinizde bir tablo ortaya çıkıyor adı; USA yapbozu!!!!


-172854
img img
img
  2009-10-12 15:40:04 
img
Başaramayacaklar~3731
onu bütün dünya kabullendidi, bir onlar tanıyamadılar,,,ama önce tanıyacaklar, sonrada anlayacaklar-163321
img img
img
  2009-10-03 23:35:06 
img
Vazgeçmeyeceğiz!~3615
ben varım
-162243
img img
img
  2009-10-02 11:48:48 
img
AKP\'yi korkutan pankart~3586
korkaklar!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!-162064
img img
img
  2009-10-01 23:36:16 
img
Polis Okulu sınavı iptal edildi~3593
KARIŞMADIKLARI YERMİ VAR-162034
img img
img
  2009-10-01 23:35:42 
img
Dersimiz Atatürk~3594
MURAT ÖZAKA KATILIYORUM HEMDE ÇOK GEÇ KALINDI..ATATÜRKÜN GENÇLİGE HİTABESİNİ TEKRAR OKUYUNCA BUGÜNLERİ ANLATTIGINI İLERİYİ NASIL GÖRDÜGÜNÜ ÇOK DAHA İYİ ANLARIZ-162033
img img
img
  2009-09-23 12:45:26 
img
22 yıl önce Şırnak\'ta...~3487
bunları ne çabuk unuttukda kürtlere acılmaya calışıyoruz-160861
img img
img
  2009-09-17 12:33:16 
img
Kanadoğlu\'ndan çarpıcı açıklamalar ~3409
aslında tek yapılması gereken yürümek meclise -160112
img img
img
  2009-09-11 13:52:47 
img
7 asker şehit! ~3349
hala kürt açılımı diyenlere sözüm uyanın beyler bu sehitlerin kanı sizin yüzünüzden akıyor. yetmezmi bukadar taviz-159524
img img
img
  2009-09-11 13:51:14 
img
Bugün dikkat edin!~3360
HIRSIZIN HİÇMİ SUCU YOK
Bir yağmur yağdı ve tam 32 cana mal oldu.Kimi kader dedi, kimi kısmet. Hep birileri, birilerini suçladı.Muhalefet iktidar partisini, iktidar partisinin lideride dereyi suçladı. İstanbulda günlerdir tam bir5 kara mizah yaşanıyor.
Dün akşam haberlerinde ikitellideki tır garajıyla ilgili belediye başkan yardımcısına spiker sordu tır garajı kime ait ve ruhsatı kim verdi? Belediye başkan yardımcısının cevabı tamamen komediydi
Sayın başkan yardımcısı ruhsatı kımın verdıgının ne önemi varönemli olan geleceye bakmak demezmi.
Silivri, İkitelli, Çatalca ve Sinan paşada yağmurun faturası içler acısı tam 32can ,32 hikaye ,32yarım kalmış hayat, 32 hayal.Maddi zararı söylemiyorum bile.
Günlerdir televizyon kanallarında görüntüler hep aynı herzamanki gibi üçdört gün daha konuşulup yeni bir felakete kadar unutulacak.sular içinde yüzen arabalar, eşyalar, evler, can haliyle koşuşturan insanlar.
Bunların yanında birbirini suçlayıp rant saglamaya çalışan politikacılar.Bana göre bu ne kader nede kısmet tamamen çinayet.
Dere kenarına bina yapanımı suçlamak gerek? Yada o binaya ruhsat verenimi?kimi?
Ama öyle bir hal aldıki olay kimse suçu üstüne almıyor ve herkes konuşuyor ama içraat yok.
Nerdeyse selde can verenleri suçlayacaklar o hale geldık yanı tam bir nasretın hoca hikayesı...-159522
img img

 

 

 

 

 

 

 
Doktorlariz.biz 1202 SMS servisi